Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, kamuoyunda uzun süredir tartışma konusu olan otoyol ve köprü geçiş ücretleriyle ilgili dikkat çeken bir değerlendirme yayımladı. "Bu Yollar Bu Köprüler Gerçekten Kimin İçin Yapılıyor?" başlıklı yazısında Zebek, kamu yatırımlarının finansmanı, geçiş garantileri ve vatandaşın bu hizmetlerden yararlanabilme düzeyine ilişkin görüşlerini paylaştı
Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, yazısında şu ifadelere yer verdi:
BU YOLLAR BU KÖPRÜLER GERÇEKTEN KİMİN İÇİN YAPILIYOR?
Her sabah milyonlarca insan gibi siz de evinizden çıkıyorsunuz...
Bir tarafta gökyüzüne uzanan devasa viyadükler, diğer tarafta mühendisliğin en görkemli örneklerinden biri olan köprüler, dağları delen tüneller… Gurur duyulacak eserler...
Ama direksiyon başına geçtiğinizde, cebinizdeki parayı hesaplamak zorunda kaldığınız o anda zihninizde tek bir soru belirliyor: "Bütün bunlar gerçekten benim için mi yapıldı?"
Çünkü bir hizmetin sadece inşa edilmiş olması yetmez. Gerçek başarı; o hizmetin toplumun her kesimi tarafından kullanılabilmesidir. Bir köprü, üzerinden herkes geçebiliyorsa köprüdür. Bir yol, vatandaşın hayatını kolaylaştırılıyorsa gerçek anlamda kamu hizmetidir. Aksi hâlde beton yükselirken insanların omuzlarındaki yük de büyüyorsa, durup yeniden düşünmek gerekir.
Ortak Vergi, Ortak Hizmet
Devlet vatandaşından neden vergi toplar? Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda hukuki, ahlaki ve toplumsaldır. Vergi; yollar yapılsın, köprüler kurulsun, hastaneler açılsın, okullar yükselsin, toplumun ortak ihtiyaçları ortak bütçeyle karşılanabilsin diye alınır.
Vergi aslında vatandaşın devlete duyduğu güvenin adıdır. Vatandaş der ki:
"Ben üzerime düşeni yapıyorum. Kazandığımdan, alışverişimden, yakıtımdan, elektriğimden, suyumdan vergi ödüyorum. Şimdi devlet de bu vergileri toplumun ortak yararı için kullansın."
İşte tam da bu noktada vatandaşın zihninde son derece doğal bir soru oluşuyor: "Vergisini zaten ödediğim bir ülkenin yolunu kullanırken neden yeniden yüksek bir ücret ödemek zorunda kalıyorum?" Bu soru yalnızca ekonomik değildir; toplumun adalet duygusuna yöneltilmiş bir sorudur.
Gitmediğimiz Yolun Bedelini Kim Ödüyor?
Hiç kuşkusuz büyük altyapı projeleri ciddi maliyetler gerektirir. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Ancak yapılan yatırımın gerçek değeri, büyüklüğüyle değil; insanların hayatını ne kadar kolaylaştırdığıyla ölçülür. Eğer insanlar yüksek geçiş ücretleri nedeniyle alternatif yolları tercih ediyorsa, vatandaş ister istemez şu soruyu soruyor: "Bu yatırımın amacı neydi?"
Kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de geçiş garantileridir. Belirlenen araç geçiş sayısına ulaşılamadığı durumlarda oluşan farkın kamu bütçesinden karşılanması, vatandaşın zihninde haklı bir soru işareti bırakıyor: "Hiç kullanmadığım bir yolun maliyetine ben de mi katkı sağlıyorum?"
Bu soru küçümsenemez. Çünkü kamu bütçesi, milletin ortak bütçesidir. O bütçedeki her lira; bir emeklinin maaşından, bir işçinin alın terinden, bir çiftçinin emeğinden, bir esnafın kazancından oluşmaktadır. Üstelik bu maliyet yalnızca otoyolu kullanan sürücünün cebinden çıkmıyor; nakliye giderleri arttığında market rafındaki ekmeğin, sebzenin, meyvenin, gübrenin ve ilacın, kısacası hayatın maliyetine yansıyor. Yani o yolu hiç kullanmayan vatandaş bile, dolaylı olarak bu maliyetlerin yükünü taşıyor.
Beton mu, Güven mi?
Devlet ile millet arasındaki en güçlü köprü beton değil; güvendir, şeffaflıktır, adalet duygusudur. Vatandaş ödediği verginin nereye harcandığını bilmek ister. Bu bir ayrıcalık değil, demokratik toplumların temel beklentisidir. Çünkü güven kaybolduğunda onu yeniden inşa etmek, bir köprü yapmaktan çok daha zor ve maliyetlidir.
Bir köprünün gerçek değeri yalnızca mühendislik hesaplarında yazan metrelerle ölçülmez. Asıl değer; asgari ücretlinin, emeklinin, küçük esnafın, çiftçinin, öğrencinin o köprüden bütçesini sarsmadan, boynunu bükmeden geçebilmesidir. İşte o zaman yapılan yatırım, gerçekten toplumun ortak değeri hâline gelir.
Son Söz
Yolların gerçek sahibi, onları kullanan vatandaşlardır. Köprülerin gerçek sahibi, vergileriyle onların yapılmasına katkı sağlayan millettir. Devletin en büyük yatırımı beton değil; vatandaşının kalbinde oluşturduğu güven duygusudur. Çünkü beton zamanla eskir, asfalt yenilenir, köprüler bakım ister; ama adalet duygusu yıpranırsa, onu onarmak çok daha uzun yıllar alır.
Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur: Biz yalnızca yapılan yatırımların büyüklüğünü mü konuşacağız; yoksa o yatırımlardan vatandaşın ne kadar faydalanabildiğini de konuşacak mıyız?
Çünkü gerçek kalkınma, sadece yollar yapmak değildir. Gerçek kalkınma; o yolların, o köprülerin ve o tünellerin, bu ülkenin her vatandaşına imkânı ölçüsünde, adil ve erişilebilir şekilde hizmet edebilmesini sağlamaktır.
Not: Bu yazı, herhangi bir kişi, kurum veya projeyi hedef almak amacıyla değil; kamu yatırımlarının finansmanı, erişilebilirliği ve toplum üzerindeki etkileri konusunda düşünmeye davet etmek amacıyla kaleme alınmıştır.


