Gelibolu Belediyesi Cumhuriyet Halk Partili Meclis Üyesi Funda Kavas, Gelibolu Belediye Meclisinin kasım ayı toplantısının ikinci oturumunda söz alarak 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında yaptığı konuşmada Türkiye’de artan kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına ve şiddetin toplumsal bir yara haline gelişine dikkat çekti. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından kadınların daha da korunmasız bırakıldığını vurgulayan Kavas, son yıllarda yükselen kadın cinayeti verilerini paylaşarak “eşitlik, adalet ve özgür bir yaşam” mücadelesinin sürdürüleceğini söyledi
Gelibolu Belediyesi Cumhuriyet Halk Partili Meclis Üyesi Funda Kavas, yaptığı anlamlı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
"Sayın Başkan, Meclis Üyesi arkadaşlarım ve katılımcılar…
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için kürsüdeyim.
Biraz zamanınızı alacağım ama bahsedeceklerim, çokça dile getirilmesi, paylaşılması, bilinmesi ve önlenmesi gereken konular. Bir kadın olarak sorumluluğum.
Şiddet, insan yaşamının her alanında karşılaşılan ve dünyada giderek önemli duruma gelen bir toplum sağlığı sorunudur aynı zamanda insan hakları ihlalidir. Şiddet deyip hafiflettiğimiz eylem aslında saldırganlıktır.
Geçmişe doğru baktığımızda artan şiddet olaylarının farkındalığıyla, sivil toplum ve kamu işbirliği ile, bazı kanunlar, uluslararası sözleşmeler hayata geçiriliyordu.
Ülkemiz, hazırlanmasında etkin rol aldığı, ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden, 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararı ile çekilme iradesini resmi olarak beyan etti. Esasen, bu kararla Türkiye, imzalayıp onayladığı bir uluslararası insan hakları sözleşmesinden çekilen dünyada ilk ve tek ülke oldu. Ve bunun üzerinden tam 4 yıl geçti.
Böylece eli güçlenen şiddet uygulayıcıları, değişiklik gösteren şiddet eylemlerine kaygısız devam ediyorlar.
2024 yılında TÜBİTAK ve TÜİK ortak araştırması kapsamında 15 ile 59 yaş aralığında, 18 bin 275 kadın ile görüşülüyor.
Araştırmanın sonucuna göre;
En çok uygulanan şiddet türü olarak yüksek yüzdeyle psikolojik şiddet başı çekiyor. Ardından ekonomik ve fiziksel şiddet geliyor.
Psikolojik şiddet en çok kimlere uygulanmış peki? Boşanmış kadınlara….
Bu araştırmada ayrıca şiddetin kadınlarca nedeni de soruluyor.
Maddi nedenler en düşük yüzdeyle karşımıza çıkarken, ardından yetiştirilme tarzı geliyor ve erkeğin öfke kontrolü şiddet yani saldırganlık sebebi olarak başı çekiyor.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu araştırmalarından derlediğim 2025’in ilk 9 ayının verilerine göre;
290 kadın, erkek şiddetiyle öldürülmüş. Bu ne demek biliyor musunuz?
Önüne geçilemeyen bir biçimde her gün bir kadın öldürülüyor demek.
Nasıl mı?
Aile içi şiddet ile 104 kadın, boşanmakta olan ve boşanmış 41 kadın, ayrılmak istediği eşi tarafından 18 kadın, erkek arkadaşı veya hiç tanımadığı erkekler tarafından yine 41 kadın… 71 kadın da şüpheli yani abisi, babası, resmi nikahlı, dini nikahlı, nişanlı olduğu için güvendiği hangi erkek tarafından öldürüldüğü belli değil.
Görüyoruz ki kadınlar için güvende olmaları gereken yerler, hayatlarını kaybettikleri mekanlara dönüşüyor.
Peki ne yaparak mı?
147 kadın ateşli silahla, 56 kadın kesici aletle, 14 kadın boğularak, 6 kadın darp edilerek, 3 kadın yakılarak…
Ayrıca ulaşılabilen verilere göre 65 kadının çocuğu vardı, 2’si ise hamileydi.
Ve bu kadınlar öldürülürken çoğunlukla çocukları, anneleri, babaları, kardeşleri ya da arkadaşları da hedef oluyor. Ya onlar da öldürülüyor ya da yaralanıyor.
Alkollüyken, uyuşturucu almışken, kıskandı diye, erkek öfkesini kontrol edemediği için öldürülen kadınlar… Bunlar utanç listelerimiz.
Kadına şiddet zayıf karakterli insanların gösterdiği bir davranış biçimidir.
İnanın böyle bir araştırma yapmaktan da bunu burada sizlerle paylaşmaktan da çok rahatsızım ama bunlar ülkemizin bilinmesi ve önlem alınması gereken gerçekleri.
Peki biz ülke olarak ne yapıyoruz??
2025 yılını Aile Yılı ilan ettik. Sadece sembolik düşünmeyin lütfen. Önümüzdeki 10 yıla yayılan geniş çaplı bir planlama ama bu yönelimin merkezine yine yeniden, ailenin kutsallığı üzerinden kadınlara yeni sorumluluklar yükleniyor.
Kadını yalnızca evde tanımlayan her söylem, özgürlüğüne, emeğine ve yaşam hakkına yönelen bir tehdittir. Bu sistem eşitliği değil şiddeti üretiyor.
Derinleşen yoksulluk, haklara erişimdeki eşitsizlikler, kadınların ekonomik bağımsızlıkları, yaşam tercihleri, beden özerkliği gibi konular, hiç umurumuzda değil. Ne umurumuzda peki? Doğurganlığı teşvik eden politikalar…
Sürdürülebilir eğitim 4+4’lerle kesintiye uğradı.
‘Resmi nikah olmadan dini nikah kıyılamaz’ maddesinin kaldırıldığına da tanıklık ettik.
Bir de infaz yasamız var. 10. yargı paketi; geçmişte işledikleri suçlardan serbest bırakılıyorlar ve biliyor musunuz birçok kadın daha önce suç işlemiş, ceza almış ya da uzaklaştırma kararı verilmiş erkekler tarafından öldürülüyor ama bu paket olmazsa olmazdı.
Paket kimleri af kapsamına alıyor?
Terör suçları: Devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar.
Cinsel suçlar: Cinsel istismar ve tecavüz gibi suçlar.
Kadına ve çocuğa karşı şiddet suçları: Aile içi şiddet ve çocuk istismarı gibi suçlar.
Mükerrer suçlar: Aynı suçu birden fazla kez işleyen kişilerin işlediği suçlar.
Kadın politikasızlığımız kadın cinayetleriyle topluma en ağır şekilde yansıdı.
Son 12 yılda kadın cinayetleri %1500 oranında arttı.
Bu cinayetlerin durdurulması için bir an önce sivil toplum kuruluşları ile bakanlıkların iş birliği içerisinde olması, eylem planı oluşturulması şart olmuştur.
Şiddet içeren dizi ve filmler çok sıkı denetlenmelidir. Kaldı ki, hafta sonundan itibaren başlayan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü paylaşımlarında, sosyal medya mecralarında göreceksiniz.
Kadının ağzı bir erkek ekliyle kapatılmış, vücudunun çeşitli yerlerinde morlukları olan, gözünden kan damlayan, çığlık atan, yardım isteyen binbir çeşit mağdur kadın görseli paylaşılacak. Her birimizin iyi bildiği gibi görsel paylaşımlarının etkisi büyük. Dikkat çekiyor, özendiriyor, çaresiz gösteriyor.
Ve biz sizce de bu paylaşımlarla şiddeti pekiştirmiyor muyuz? Pekiştiriyoruz. Araştırdım, siz de araştırın. Yapmayın, kimse yapmasın. Kadınları güçlü görsellerle destekleyin. Şiddeti kınarken şiddet görseli paylaşmayın.
Birey ve toplum sağlığı açısından şiddetin önlenmesi için en başta anne-babalar, öğretmenler, sanatçılar, sporcular, seçilmiş toplum önderleri sağlıklı örnekler olmalıdır.
Mağdur olan kadınların ev içi şiddet acil yardım hattına başvurmaları da çok önemli…
Çocuk gelinler, kız çocuklarına yönelik ağır bir şiddettir. Mutlaka önlenmelidir. Kadın cinayetlerine, tüm şiddet davranışlarına kesinlikle caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı, yasalar herkese tam uygulanmalı ve cezada hiçbir indirim uygulanmamalıdır. Tüm bunları hepimizin verilerden de gördüğümüz gibi ülke gündeminde de şahit olduğumuz gibi hayati öneme sahiptir.
Tablo ne olursa olsun biz hayatta kalmak için verdiğimiz mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Kadın cinayetlerinin politik olduğunu biliyor, bu cinayetleri mümkün kılan cezasızlıkla, adaletsizlikle, eşitsizlikle mücadele etmeye devam ediyoruz.
Aslında en doğal hakkımızken, söke söke almak zorunda bırakıldığımız, Eşit-adil-özgür bir hayat için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Eşitliğin yolu kadını hayatın her alanında güçlendirmekten geçer. İlk Cumhurbaşkanımız Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Medeni Kanunla yaptığı değişiklikler, Türk ailesini sağlam temellere oturtmak ve aile içinde kadının statüsünü iyileştirmeyi amaçladığının belirgin bir göstergesidir.
Kadını sosyal hayata dahil etmek için her alanda öncülük görevini üstlenmiştir.
Güçlü bir toplum kadınların özgür olduğu çocukların güvende büyüdüğü; tüm bireylerin eşit yurttaşlık haklarına erişebildiği koşullarda kurulabilir.
Bizler de Büyük Önderimizin açtığı yolda, başlattığı mücadelede yılmayacağız, boyun eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz. Çünkü bu mücadele sadece biz kadınlar için değil, ülkenin demokrasisi, hukuku ve ortak geleceğimiz içindir.
Şimdi sözlerimi bitirirken, 'Ya bir tanesi en yakınınız en sevdiğiniz olsaydı?” diyerek, Sayın Başkan da müsaade ederse, kadınların, çocukların, gençlerin, yaş almışların, şiddet kurbanı tüm insanların anısına sizleri 1 dakika sessiz kalmaya ve düşünmeye davet ediyorum.”
Kavas'ın konuşmalarını tamamlamasının ardından salonda 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Kavas, saygı duruşunun ardından uzun süre alkışlandı.
Haber: Uğur Kılıç


