Gelibolu’da bir erkeğin reşit olmayan iki erkek çocukla otel odasında basılması ardından kamuoyuna bir açıklama yapan Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, olayın yalnızca adli boyutuyla ele alınmaması gerektiğini söyledi. Zebek, çocukların korunması için aileden kamu kurumlarına, eğitim kuruluşlarından işletmelere kadar toplumun tüm kesimlerine önemli sorumluluklar düştüğünü belirtti.​​​​​

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Gelibolu’da kamuoyuna yansıyan son olay hepimizi derinden sarsmıştır.

Basına yansıyan bilgilere göre, 70 yaşındaki bir kişinin bir otelde 18 yaşından küçük iki çocukla birlikte bulunduğu iddiasıyla gözaltına alındığı ve ardından mahkemece tutuklandığı belirtilmektedir.

Öncelikle hukuk adına önemli bir çizgiyi koruyalım:

Tutuklama, mahkûmiyet değildir.

Olayın hukuki niteliğini, bir suçun işlenip işlenmediğini ve varsa sorumlularını bağımsız yargı belirleyecektir. Hiç kimseyi yargı kararı olmadan suçlu ilan etmek doğru değildir.

Ancak bugün asıl konuşmamız gereken bir kişinin kimliği değil, çocuklarımızdır.

Çünkü çocukların söz konusu olduğu yerde toplumun vicdanı; siyasi görüşten, ekonomik güçten, makamdan, mevkiden ve kişisel ilişkilerden daha yüksek sesle konuşmak zorundadır.

ÇOCUK KENDİSİNİ KORUMAK ZORUNDA KALMAMALIDIR

Bir çocuğa “Kendini koru” demek kolaydır. Asıl mesele, o çocuğun kendisini korumak zorunda kalmayacağı bir toplumsal düzen kurabilmektir.

Çocuğu ailesi; ailenin yetişemediği yerde okul, sosyal hizmetler ve kamu kurumları korumalıdır. Çünkü çocukların korunması yalnızca anne ve babaların değil, toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur.

Bu olayın adli boyutunu yargı araştıracaktır. Fakat bizim de kendimize sormamız gereken bir soru vardır:

Bir çocuk riskli bir ortamın içine girene kadar onu koruması gereken kaç kapıdan geçer ve o kapıların kaçı gerçekten çalışmaktadır?

Bir öğretmen, komşu, esnaf veya işletme çalışanı bir çocuğun tehlikede olabileceğine ilişkin ciddi belirtiler gördüğünde ne yapacağını biliyor mu? Kurumlarımız böyle bir bildirim karşısında yeterince hızlı ve koordineli hareket edebiliyor mu?

Konaklama işletmelerindeki kimlik, bildirim ve denetim mekanizmaları çocukların korunması açısından uygulamada yeterince etkin mi?

Bunları sormak birilerini suçlamak değildir.

Bunları sormak, bir sonraki çocuğu korumaya çalışmaktır.

ÖFKELENMEK YETMEZ, ÖNLEMEK GEREKİR

Çocukların istismarı ve sömürülmesi yalnızca ceza hukukunun konusu değildir; psikolojik, sosyolojik, eğitimsel ve kurumsal boyutları bulunan ciddi bir toplumsal meseledir.

Devletin ve toplumun görevi yalnızca suç gerçekleştikten sonra faili bulmak değil, çocuğun zarar görmesini mümkün olduğunca baştan engelleyecek mekanizmaları kurmaktır.

Çocuklara “Hayır” diyebilme, tehlikeyi fark edebilme ve yardım isteyebilme becerileri kazandırılmalıdır. Ancak burada çok önemli bir çizgi vardır:

Çocuğa kendisini korumayı öğretirken, yetişkinlerin sorumluluğunu çocuğun omuzlarına bırakamayız.

Bir çocuğun güvenliği söz konusu olduğunda “Beni ilgilendirmez” diyemeyiz.

Elbette söylentilerle veya kişisel husumetlerle insanları suçlamak kabul edilemez. Ancak ciddi bir tehlike belirtisi varsa yapılması gereken sosyal medyada hüküm vermek değil, yetkili kurumlara haber vermektir.

GÜÇ VE PARA HUKUK KARŞISINDA AYRICALIK OLMAMALIDIR

Karşımızdaki kişi zengin, iş insanı, siyasetçi, bürokrat veya toplumda güçlü kabul edilen biri olabilir.

Bunların hiçbiri hukuk karşısında ayrıcalık oluşturmamalıdır.

Aynı şekilde hiç kimse yargılama tamamlanmadan suçlu ilan edilmemelidir.

Bizim savunduğumuz şey linç değil, adalettir.

İntikam değil, çocukların korunmasıdır.

Dedikodu değil, gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

Çünkü adalet yalnızca cezalandırmak değil, kendisini koruyamayanı da koruyabilmektir.

ÇOCUKLARIN MAHREMİYETİNİ KORUYALIM

Basın kuruluşlarına ve sosyal medya kullanıcılarına da bir çağrım var:

Çocukların isimlerini, fotoğraflarını, ailelerini, okul bilgilerini veya kimliklerini açığa çıkarabilecek ayrıntıları paylaşmayalım.

Bizim birkaç günlük merakımız, bir çocuğun ömür boyu taşıyacağı dijital bir yaraya dönüşmemelidir.

Bu çocukların ihtiyaç duymaları halinde psikolojik, sosyal ve hukuki desteğe ulaşmaları da sağlanmalıdır.

Çünkü mahkeme dosyaları bir gün kapanabilir; çocuklukta açılan bazı yaralar yıllarca açık kalabilir.

BU OLAYI KONUŞUP UNUTMAYALIM

Bugün öfkelenip birkaç gün sonra başka bir gündeme geçersek hiçbir şeyi değiştirmiş olmayız.

Bu olay vesilesiyle Gelibolu’da çocukların korunmasına yönelik mekanizmaların yeniden değerlendirilmesini; kamu kurumları, eğitim kurumları, sosyal hizmetler, yerel yönetimler ve ilgili kuruluşlar arasındaki önleyici çalışmaların güçlendirilmesini önemli görüyorum.

Çünkü gerçek sosyal politika yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmek değil, riski önceden görüp mümkünse gerçekleşmesini engellemektir.

GELİBOLU BİZİM EVİMİZDİR

Biz aynı sokaklarda yürüyor, çocuklarımızı aynı okullara gönderiyor ve aynı şehrin geleceğini paylaşıyoruz.

Bu nedenle çocuklarımızı ilgilendiren hiçbir olay karşısında “Beni ilgilendirmez” deme hakkımız yoktur.

Ben bir siyasi partinin ilçe başkanı olarak değil, her şeyden önce bu memleketin bir insanı olarak söylüyorum:

Çocukların siyasi partisi olmaz.

Çocukların ekonomik sınıfı olmaz.

Çocukların sağcısı, solcusu olmaz.

Çocukların korunmaya ihtiyacı vardır.

Olayın bütün yönleriyle, çocukların üstün yararı ve mahremiyeti gözetilerek araştırılmasını; adli sürecin hiçbir baskıya, nüfuza veya ayrıcalığa yer bırakılmadan yürütülmesini bekliyoruz.

Suç varsa hukuk gereğini yapmalıdır. Suç yoksa yine hukuk bunu ortaya koymalıdır.

Ancak bu olayın ardından hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:

ÇOCUKLARIMIZ GERÇEKTEN GÜVENDE Mİ?

Bu sorunun cevabını yalnızca mahkeme salonlarında değil; evlerimizde, okullarımızda, sokaklarımızda, işletmelerimizde, kurumlarımızda ve kendi vicdanımızda aramalıyız.

Bir çocuğun korkusu bize uzak değildir.

Bir çocuğun sessizliği bizi sorumluluktan kurtarmaz.

Bir çocuğun korunması yalnızca ailesinin değil, hepimizin görevidir.

Çünkü medeniyet, en güçlü olanı koruma sanatı değildir.

Medeniyet, kendisini koruyamayanı koruyabilme iradesidir.

Ve unutmayalım:

Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa, geleceğini de koruyamaz."

Haber: Uğur Kılıç