Kamera açık, ışıklar tamam. Artık sahnedesin ama bir gariplik var! Sen başroldesin ama replikler sana ait değil. Bir rol biçilmiş sana. 

Sen, sana biçilen ya da kendine biçtiğin sahte rollerden memnun musun gerçekten? Hayata geldiğimiz andan bu yana bize bazı roller verildi ve biz de ‘’ah peki canım’’ diyerek kabul mu ettik? Etiketleri aldık, üzerimize taktık ve altında ezildik.

‘’Sen annesin’’

‘’Sen büyüksün’’

‘’Sen güçlü kadınsın’’ 

‘’Sen her şeyin üstesinden gelirsin’’

‘’Sen çok sabırlısın’’

Sen seç işte sana yapışan tonla etiketten birkaç tane. Hayır bir de bu etiketleri yapıştırdığımız yetmezmiş gibi böyle yaşamaya çalışıyoruz. Hayat bizimse, biz başrol olmalıysak neden rol bize ait değil?  Biz bu hayatı yaşarken mi oynuyoruz, oynarken mi yaşıyoruz belli değil. Yok yok canım hayat bir film değil, sen bir oyuncu hiç değilsin. Oyuncu olacaksan da başrol olmalısın; figüran değil.

Sırtında bir pelerin yok ve sen süper kahraman değilsin. Güçlü kadın olmak bile romantize edildi fazlasıyla. Güçlü kadın olmazsak saygı görmezmişiz gibi. Oysa bazen ‘’ben bu konuda güçlü değilim’’, ‘’yardıma ihtiyacım var’’ diyebilmek bile bir güç örneği değil midir?

Biraz duralım.

Bir düşünelim.

Biz kimiz? Ama başkalarının gözünde değil, kendi içimizde kimiz? Sana yapışan her etiketten kurtulmanın en güzel yolu içinden gelen ‘’yeter be’’ sesidir. Gerçek özgürleşme ve kendini sevme işleri tam orada başlar. Kendinle barışmak, sana yüklenen ama sana ait olmayan rollerden sıyrılmak ile mümkün. 

En son ne zaman kendin için güldün, kendin için sustun, kendin için çabalamadan durdun? 

Ben demiyorum ki sen hiçbir şey yapma. Ben diyorum ki sen kendi senaryonu yaz ve ‘’ben sadece kendimim ve bu bana yeter’’ demeyi öğren. Sen sadece istediğin için bir şeyler yap etrafındaki insanlara. Tek şartın kendinin istemesi olsun. Ben istedim, istediğim için yapıyorum.

Sen kendi rollerini kendin yaz mesela… Ben burada ağlayacağım, burada güleceğim, bu sahnede yardım isteyeceğim. Çünkü senin rollerin senin duygularınla ilgili. Zamanla üzerine giymekten derin sandığın ve sadece ezbere yaptığın eylemleri unut. Duygularına ve sana ait olan eylemlerinin peşinden git.

O eski senaryoda yaşamaya çalışırken ‘’bu insan kendini unuttu’’ diyorsan eğer, onu yırt ve kendi senaryonu yaz. Başrol olmak için herkesin bizi alkışlamasına değil; sadece sahnede korkmadan durmaya ve içten gelen rolleri samimi şekilde yaşamaya ihtiyacımız var. 

En iyi insan olmak zorunda değilsin. Sahte bir 10 puan olmak yerine tam bir 7 puan ol. 

En güçlü olmak yerine bazen ağlayan, bazen yıkılan ol. Her zaman yardıma koşan olmak yerine yardım isteyen ol. 

En sabırlı, en sakin, en mükemmel, en anlayışlı, en vefalı, en en en… Az az hepsinden ol?

Kimse sevmez mi sonra seni? Sen etiketleri çıkarıp kendin olduğun zaman, aslında gerçekten seni sevenler ile kalacaksın ve en kıymetlisi bu değil mi?

Ben taktım yine kulaklığımı ve yazdım, kahvemi yapıyorum ve buradayım. Bu kez sen oyuncu değilsin. Seyircisin. Kendini izle. Ve anlat bana en sevmediğin etiketini veya en sevdiğin halini… Sabırsızlıkla bekliyorum.