Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu

ORHUN CANBERK AKARCA

15-07-2025 14:31

Yerel edebiyat dünyamızda sessiz ama derin izler bırakan bir isim: Arif Uğur Kitiş. İlk kitabı “Gizemli Kasaba: Sonsuz Aşkın İzinde” ile okuyucularını hem aşkın hem de bilinmezliğin peşinden sürükleyen Kitiş, şimdi ise ikinci kitabı “Nil’in Tanrısı Firavun” ile karşımızda. Bu kez rotasını uzak coğrafyalara, kadim Mısır'ın efsanelerle örülü topraklarına çeviriyor.

Mitoloji ile aşkı harmanlayan bu yeni eseri, yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda geçmişle bugünü, tarihsel bilgiyle edebi duyarlılığı buluşturuyor. Biz de bu özel röportajda, hem yeni kitabın ortaya çıkış sürecini hem de Arif Uğur Kitiş’in yazarlık serüvenini yakından tanımak istedik.

Kaleminin ardındaki dünyayı, karakterlerin nasıl can bulduğunu ve yerel bir yazar olarak yaşadığı süreci kendisinden dinliyoruz…

1. İkinci kitabınız hayırlı olsun. Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu? İlham kaynağınız neydi?
Teşekkür ederim. İlk kitabımdan sonra aklımda uzun süredir dönen bir soru vardı: Eğer aşk bir ruha sahipse, onu zaman ve coğrafya aşar mıydı? Bu sorunun peşinden giderken kendimi Antik Mısır’da, tanrılarla firavunların hüküm sürdüğü gizemli bir çağda buldum. Aslında ilham, tarihin sırlarında saklıydı.

2. İlk kitabınızla kıyasladığınızda, bu kitapta sizi en çok geliştiren ya da zorlayan yön neydi?
İlk kitabım daha duygusal ve içe dönüktü. Bu sefer tarihsel araştırma yapmak, mitolojik referansları doğru şekilde kurguya yedirmek zorlayıcı ama öğretici oldu. Kendimi daha disiplinli ve sabırlı yazarken buldum.

3. Bu kitabı yazarken özel olarak beslendiğiniz bir dönem, olay ya da kişi oldu mu?
Çocukluğumdan beri belgesellerde izlediğim Tutankamon’un laneti efsanesi hep aklımda yer etmişti. Belki de o eski korku bile beni bu kitaba itti.

4. Kitapta geçen karakterler ne kadar kurgu, ne kadar gerçek hayatla örtüşüyor?
Karakterlerim tamamen kurgu gibi görünse de, çoğu insanın içinde sakladığı yönlerin yansıması. Her biri bir parçam. Gerçek hayattaki gözlemlerimle harmanlanmış hayali figürler aslında.

5. Yazım sürecinde kendinize has bir ritüeliniz ya da yazma rutininiz var mı?
Kesinlikle. Gece geç saatlerde, loş bir ışık altında klasik müzik ya da doğa sesleri eşliğinde yazıyorum. Masamda daima bir fincan kahve olur. Yazarken zaman kavramım kaybolur.

6. Yerel bir yazar olarak, yaşadığınız bölgenin kültürü veya insanları bu kitaba nasıl yansıdı?
Gelibolu’da yaşamak, insana derinlik katıyor. Tarihin her adımda karşına çıktığı bir yerde yaşıyorsan, yazdığın her cümlede geçmişin izleri olur. Karakterlerin duygularında, manzaraların betimlemesinde bu yansıma hissedilir.

7. Kitabın en sevdiğiniz bölümü ya da sahnesi hangisi? Neden?
Firavun’un sarayında geçen “ayna sahnesi”. Çünkü orada karakter sadece yüzünü değil, ruhunu da görüyor. Hem tarihi hem felsefi bir derinlik taşıyor o sayfalar benim için.

8. Yayın süreci nasıl geçti? Yerel destekler ya da zorluklar yaşadınız mı?
Yayın süreci bu kez daha bilinçli ilerledi ama yerel destek hâlâ yetersiz. Kimi zaman “buralardan yazar çıkmaz” gibi bir bakış hissediyorsunuz. Ama bu sizi daha da kamçılıyor.

9. İlk kitabınızın okuyucularından gelen geri dönüşler ikinci kitap üzerinde etkili oldu mu?
Kesinlikle. “Devamı gelecek mi?”, “Bu anlatım tarihi bir hikâyeye yakışırdı” gibi yorumlar beni bu yola itti. Okuyucuların nabzını tutmak, yazar için en değerli şey.

10. Okuyucuların kitapla bağ kurabilmesi için özellikle dikkat ettiğiniz bir şey oldu mu?
İnsan ruhunu yansıtan sade ama vurucu cümleler kurmaya çalıştım. Görkemli bir dünyanın içinde bile, okuyucunun “bu ben olabilirdim” diyebileceği bir karakter olmalıydı.

11. Yeni yazar adaylarına ya da kendi hikâyesini yazmak isteyenlere ne önerirsiniz?
Kendinizden şüphe etmeyin ama yazdıklarınızdan hep şüphe edin. Okuyun, dinleyin, gözlemleyin. Yazmak cesaret ister ama önce iç sesinize kulak vermeniz gerek.

12. Son olarak, bu kitabı tek bir cümleyle tanımlamanızı istesek, ne derdiniz?
“Geçmişin sırrı, aşkın kalbinde saklıysa; tarih asla sessiz kalmaz.”

DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Sessizlik Lüks mü Oldu? 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Yangın İzleri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00