Bir yaz akşamı sahilde otururken, yanımda lise çağındaki iki gencin konuşmasına kulak misafiri oldum. Biri “Üniversiteyi kazanırsam İstanbul’a gideceğim, sonra belki yurtdışına…” derken, diğeri “Ben burada kalmak istiyorum ama iş bulabilir miyim bilmiyorum” diye cevap veriyordu. O an fark ettim ki Gelibolu’nun gençleri, hayallerini kurarken hep iki uç arasında gidip geliyor: bir yanda memleket sevgisi, diğer yanda gelecek kaygısı.

Bugün Gelibolu’nun gençlerine baktığımızda, hayalleri sadece kişisel hedeflerden ibaret değil. Onlar, tarihle yoğrulmuş bir coğrafyada büyümenin getirdiği sorumluluğu da hissediyorlar. Yarımadanın her taşında bir anı, her köşesinde bir hikâye var. Fakat bu miras, onların yarınlarına yön vermeye yetmiyor. Çünkü gençler, hayatlarını kurarken öncelikle eğitim, iş ve yaşam kalitesi gibi konularda güvence arıyorlar.

Gelibolu’da gençlerin gelecek hayallerini belirleyen en önemli unsurlardan biri eğitim. Çoğu genç, lise yıllarından itibaren büyük şehirlerde okumayı hayal ediyor. Bunun temel nedeni, ilçede yükseköğretim imkânlarının sınırlı olması. Üniversite kazanıldığında ilk durak genellikle Çanakkale, ardından da İstanbul, İzmir veya Ankara oluyor.

Göç eden gençlerin önemli bir kısmı, mezun olduktan sonra geri dönmüyor. Bu durum, yalnızca Gelibolu’nun değil, pek çok Anadolu ilçesinin ortak kaderi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, küçük şehirlerde yaşayan gençlerin yüzde 65’i geleceğini büyükşehirlerde arıyor. Bu oran, Gelibolu için daha da yüksek olabilir.

Gençlerin hayallerinde en çok belirleyici olan bir diğer unsur, iş imkânları. Gelibolu, turizmin canlı olduğu yaz aylarında bir nebze hareketleniyor. Kafeler, restoranlar, oteller sezonluk istihdam sağlıyor. Ancak gençlerin istediği şey, yalnızca yazın üç ay değil, yıl boyunca güvenilir bir iş bulabilmek.

Bazı gençler balıkçılık ya da tarımla uğraşan ailelerinin yanında kalmayı tercih etse de, çoğu için bu alanlar gelecek vaat etmiyor. Onlar teknolojiye, yeniliklere, dijital dünyaya daha yakın. Bir gencin bana söylediği şu söz hâlâ aklımda: “Ben bilgisayar mühendisliği okuyorum, burada iş bulmam imkânsız. Ama yazılımı öğrenip internet üzerinden çalışabilirim, belki Gelibolu’dan hiç ayrılmam gerekmez.” İşte bu cümle, aslında yeni kuşağın hayallerini çok net özetliyor.

Gelibolu gençleri için hayaller yalnızca ekonomik kaygılardan ibaret değil. Onlar, kültürel kimliklerini korumakla modern dünyanın bir parçası olmak arasında da sıkışıyor. Bir yanda dedelerinin anlattığı Çanakkale Savaşları’nın izleri, diğer yanda sosyal medyada takip ettikleri yeni trendler… Bu dengeyi kurmak kolay değil.

Bir gencin “Burada büyümek ayrıcalık, ama bazen de zincir gibi” sözleri kulağımdan hiç gitmiyor. Çünkü gençler, Gelibolu’nun tarihini ve güzelliğini içtenlikle seviyor; fakat aynı zamanda özgürleşmek, keşfetmek, başka hayatları görmek istiyor.

Peki, bu gençlerin hayallerine nasıl destek olabiliriz? Öncelikle, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının gençlere alan açması gerekiyor. Kültürel etkinlikler, gençlik merkezleri, teknoloji atölyeleri, burs imkanları… Bunlar, gençlerin hayallerini sadece uzak şehirlerde değil, kendi memleketlerinde de kurmalarını sağlayabilir.

Ayrıca, Gelibolu’nun sahip olduğu turizm potansiyeli yalnızca denizle sınırlı değil. Tarih, kültür, doğa ve gastronomiyle bütüncül bir turizm anlayışı, gençler için yeni iş fırsatları yaratabilir. Böylece hayallerini gerçekleştirmek isteyen bir genç, İstanbul’a göç etmek zorunda kalmadan da burada geleceğini inşa edebilir.

Ben bir Gelibolulu olarak, gençlerin hayallerini dinlerken hem umutlanıyor hem de kaygılanıyorum. Çünkü bu topraklar, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim doğum yerim Gelibolu’dur” diyerek işaret ettiği kadar kıymetli. Böylesine tarihi bir mirasın, geleceğe yön verecek gençleri elbette olmalı.

Gelibolu’nun gençleri, yalnızca kendi hayallerini değil, aslında bu yarımadanın yarınını da şekillendiriyorlar. Onların gözlerindeki ışığı söndürmemek, hepimizin sorumluluğu. Çünkü bir genç hayal kurabildiği müddetçe, bir şehir de geleceğini inşa edebilir.