Tarihi anlatırken çoğu zaman sesin en yükseğe çıktığı yere kulak veririz: savaşlar, zaferler, kahramanlık hikâyeleri...

Oysa asıl tarih, arada kaybolmuş fısıltılarda gizlidir. Gelibolu’nun da tam böyle bir yüzü var: Yahudi Mahallesi...

Bugün adını haritalarda göremezsiniz, belki sokak levhası bile kalmamıştır. Ancak bu kentin hafızasında ve toprak altında hâlâ bir cemaatin ayak izleri, duaları ve yaşam biçimi sessizce varlığını sürdürüyor.

Onların hikâyesi; bir zamanlar Gelibolu’nun dar sokaklarında yankılanan Ladino ezgilerde, akşamları tüten tencerelerde ve dualarla oyulmuş mezar taşlarında gizli.

Fuat Durmuş’un Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne 2019 yılında sunduğu yüksek lisans tezi, işte bu sessizliğe ses veriyor.
“Osmanlı Arşiv Belgeleri ve Arkeolojik Kalıntılar Işığında Gelibolu Yahudi Cemaati” başlıklı çalışması, Gelibolu’nun çok kültürlü tarihine açılan nadide bir pencere.
Arşiv belgelerinden mezar taşlarına, konutlardan mutfak kültürüne uzanan bu kapsamlı çalışma; yalnızca tarihçiler için değil, bu kenti soluyan herkes için bir miras niteliğinde.
Tez, hem akademik titizlikle yazılmış hem de insanî boyutuyla bu topluluğu yeniden tanımamıza olanak sağlıyor.

Gelibolu’da Yahudi Cemaati’nin izleri 12. Yüzyıldan 20. Yüzyıla kadar uzanıyor.
Bu topluluk, yüzyıllar boyunca burada yaşamış, ticaret yapmış, evler inşa etmiş ve mezar taşlarına dualarını kazımış.
Ancak belki de en kıymetlisi, bu insanlar Gelibolu’ya ruhlarını da bırakmışlar.
Osmanlı’nın çok uluslu yapısı içinde bir millet olarak kabul edilen Yahudiler, Gelibolu’nun sosyal ve kültürel dokusunda derin izler bırakmış.
Yapılan arşiv taramalarında Edirne Vilayet Salnameleri ve Devlet Salnameleri gibi kaynaklarda Yahudi Cemaati’ne dair önemli bilgiler yer almakta.
Bu belgeler, sadece sayılarla değil, aynı zamanda isimler, ticaret izinleri ve dini temsilcilerle ilgili detaylarla da zengin.

Bugün artık fiziksel bir varlık göstermeyen Yahudi Mahallesi’nde zamanında 26 konut tespit edilmiş.
Bu evlerden bazıları hâlâ ayakta; bazıları ise sadece fotoğraflarda ya da hatıralarda yaşıyor.
Annula Benezari’nin evi, Kahveci Yuda’nın evi, Şekerci Eli Molina’nın konağı gibi örnekler, yalnızca mimari yapılar değil, aynı zamanda gündelik hayatın tanıklarıdır.
Bu evler bir zamanlar çocukların oynadığı avlular, bayram sofralarının kurulduğu mekânlardı.
Bu konutların çoğu Erken Cumhuriyet dönemine ait olup, son sakinlerinin kimlikleri ve meslekleri de kayıt altına alınmış.

Gelibolu’da iki adet havra bulunmaktaydı: Eski Havra ve Yeni Havra.
Yeni Havra’nın mimari özellikleri mimar Oğuz Üçüncü tarafından rölöve çizimleriyle belgelenmiş, ardından Emre Altıner tarafından rekonstrüksiyon çalışması yapılmıştır.
Bu yapılar, sadece ibadet yerleri değil; aynı zamanda cemaatin toplanma, dayanışma ve eğitim alanlarıydı.
Gelibolu Yahudilerinin sosyal yaşamında havraların rolü oldukça büyüktü.
Havra çevresinde kurulan ticarethaneler, eğitim kurumları ve sosyal yardımlaşma dernekleri (örneğin Bikur Holim) Yahudi toplumunun ne kadar organize ve kent hayatıyla bütünleşmiş olduğunu gösteriyor.

En dikkat çekici bölümlerden biri de Gelibolu Yahudi Mezarlığı.
2017-2018 yıllarında yapılan çalışmalarda 315 mezar taşı tespit edilmiş.
Bu taşlardan 50’sinin İbranice kitabeleri uzman çevirmenlerce okunmuş.
Bitkisel, geometrik ve sembolik motiflerle bezeli bu mezar taşları; sadece defin geleneğini değil, bir cemaatin sanat anlayışını, inanç dünyasını ve hayat görüşünü de yansıtıyor.
Günümüz Türk toplumu nasıl Osmanlı dönemi mezar taşlarını okuyamıyorsa, günümüzdeki Yahudi bireylerin de bu taşları tam anlamıyla okuyamaması, zamanla bilgi ve kültür aktarımında yaşanan kopukluğun göstergesi olarak dikkat çekiyor.

Bu köşe yazısında değinilmesi gereken önemli bir başka unsur ise somut olmayan kültürel miras.
Yahudi cemaati sadece yapılar değil, aynı zamanda dil, müzik, yemek ve sözlü kültür aracılığıyla da bu topraklara iz bırakmış.
Gelibolulu İshak Varon’un temsil ettiği müzik kültürü, Ladino dilinde söylenen şarkılarla; cemaatin kadınlarının mutfakta hazırladığı tarifler ise nesilden nesile aktarılan aile sırlarıyla dolu.
Tatlılar, bayram yemekleri, gündelik sofralar... Hepsi hem Yahudi hem Gelibolulu olmanın birleştiği lezzetler.

Atasözleri, deyimler ve geleneksel sözlü ifadeler de bu mirasın parçası.
Cemaatin son üyeleriyle yapılan görüşmelerde elde edilen bu sözlü tarih kayıtları, yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda bugünü de anlamamıza olanak sağlıyor.
Çünkü bir toplumun neyle güldüğünü, neyle korktuğunu ve neyle teselli bulduğunu en iyi bu ifadeler anlatır.

Bu çalışma, sadece geçmişi anlatmıyor; aynı zamanda bir çağrı niteliği de taşıyor.
Gelibolu’da artık Yahudi Mahallesi’nde bir cemaat yaşamıyor olabilir.
Ama onların bıraktığı izler hâlâ burada, toprakta, taşta, tarihin katmanlarında duruyor.
Bu izleri görünür kılmak, yeniden hatırlatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizim sorumluluğumuz.
Belki o sokaklardan geçen bir çocuk, eski bir konakta kimlerin yaşadığını sorar.
Belki Yahudi Mezarlığı’nın yanında bir tabelada, buradaki taşların bir hikâyesi olduğu yazılı olur.
Çünkü Gelibolu yalnızca bir savaşın değil, bir yaşamın, çok kültürlü bir geçmişin de adıdır.

Kaynakça ve Önerilen Okuma:

  • Fuat Durmuş, Osmanlı Arşiv Belgeleri ve Arkeolojik Kalıntılar Işığında Gelibolu Yahudi Cemaati, Yüksek Lisans Tezi, ÇOMÜ, 2019.
  • Edirne Vilayet Salnameleri, Devlet Salnameleri (BOA)
  • Saha çalışmaları, rölöve ve rekonstrüksiyon raporları (2017–2018)