Gelibolu’nun dar sokaklarında büyümüş, dedesinin anlattığı harp hikâyeleriyle çocukluğunu geçirmiş biriyim. Gelibolu, tarih denen o kalın defterin kanlı ama gururlu sayfalarından biridir. Çanakkale Savaşı denildi mi, biz Geliboluluların içi hem sızlar hem de gururla kabarır. O savaş yalnızca bir askeri zafer değil, bir memleketin sağ kalma mücadelesiydi. Ve işte tam da bu yüzden, savaşın cephe gerisinde verilen sağlık mücadelesini, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin yani bugünkü Kızılay’ın hizmetlerini anlatmadan bu tarih eksik kalır.
Ben bu savaşa canlı tanık olmadım elbet. Ancak çocukluğumdan bu yana duyduğum hikâyeler, okuduklarım ve yaşadığım şehrin her taşına sinmiş o anılar, beni adeta o günlere taşır. 1915 yılında Gelibolu Hilâl-i Ahmer Hastanesi açıldığında büyüklerim anlatırdı; Fransızlardan kalma bir kız mektebi hastaneye çevrilmişti. Talha Yusuf Bey adında bir doktorun başında olduğu bu hastane, kısa sürede şarapnel yaralılarıyla dolup taşmış. Büyük dedem ve onun yaşıtları ellerinde testilerle su taşır, hastane civarında yardım ederlermiş. O günlerde, sırtını memleketin çocuklarına yaslamış Mehmetçik’e destek olmanın gururunu yaşarlarmış.
Ama ne yazık ki düşman uçaklarının bombardımanı bu güzel niyeti de yarıda bırakmış. Gelibolu’daki hastane fazla dayanamayarak Plevne vapuruna yüklenip Şarköy’e taşınmış. Bu taşınmalar öyle hızlı olmuş ki bazen sedyeler bile vapur güvertesine konup öyle götürülmüş. Şarköy’deki hastaneye de bölge halkı yardım etmiş. Gelibolulular, at arabalarıyla odun taşımış, anneler elleriyle sardıkları çorapları paketleyip doktorlara teslim etmiş.
Cephe gerisinde sağlık mücadelesi verenlerin katkısı cephedeki asker kadar değerlidir. Sıtma, ishal, dizanteri, tifüs, iskorpit gibi hastalıklar cephenin ayrılmaz parçasıydı. Gelibolu’nun yazında sivrisinekten geçilmezdi. Sıtma öyle bir yayılırmış ki asker daha cepheye ulaşamadan yatağa düşermiş. Kinin bulunmaz, ateşler içinde kıvranan Mehmetçiklere kuzukulağı çayı içirilirmiş.
Bit salgını da başka bir dertmiş. Tifüse dönüşmesin diye hamamlar kurulmuş, Gelibolu’dan Keşan’a kadar menzil yollarına temizleme istasyonları yerleştirilmişti. O dönemde elbise temizliği bir ölüm kalım meselesiydi. Bütün bu önlemler, Hilâl-i Ahmer’in müthiş organizasyonuyla yapılmış.
En çok akılda kalanlardan biri çayhanelermiş. Hilâl-i Ahmer, Akbaş’tan Lapseki’ye, Değirmenburnu’ndan Ilgardere’ye kadar çayhaneler kurmuş. Anlatılanlara göre çay kazanları sabah akşam kaynar, hasta askerlere dağıtılırmış.
Bugün hâlâ bu topraklarda yürürken, ayaklarımızın altındaki toprağın ne büyük acılar barındırdığını biliyoruz. Savaşın en ağır yüklerinden birini sağlıkçılar ve gönüllüler çekmiş. Hilâl-i Ahmer’in yalnızca hastane kurmakla kalmayıp, çorap, gömlek, sabun, yatak, hatta sakızla yara kapatacak kadar yaratıcı çözümler üretmesi, bu milletin zekâsı ve vicdanının birleşmesidir.
Unutulmasın ki, Gelibolu sadece silah seslerinin değil, dua eden hemşirelerin, yorgun ama yılmayan hekimlerin ve sırtında su testisiyle hastaneye koşan çocukların da hikâyesidir. Bu toprakların evladı olarak, Çanakkale’nin gerçek kahramanlarına selam olsun.
KAYNAKÇA:
- Sönmez, Cahide Sınmaz. "Çanakkale Cephesi’nde Sağlık Kuruluşları ve Kızılay Arşiv Belgelerine Göre Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Faaliyetleri." Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2016.
- Esenkaya, Ahmet. "Çanakkale Muharebelerinde Cephede ve Cephe Dışında Sağlık Hizmetleri." Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2011.
- Aysal, Necdet. "Çanakkale Muharebeleri’nde Sağlık Hizmetleri ve Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Faaliyetleri." 100. Yılında Çanakkale Zaferi Sempozyumu, 2015.
- Türkiye Kızılay Derneği Arşivi. Kutu: 523 ve 270 belgeleri.

