Gelibolu… İsmini her telaffuz ettiğimde içimde derin bir yankı oluşur. Boğazın serin rüzgârını, Hamzakoy’un deniz kokusunu ve Çarşı Caddesi’nde yürürken kulağıma çalınan “selam”ları duyarım. Ben bu şehri yalnızca yaşamadım; aynı zamanda onunla büyüdüm, değiştim ve dönüştüm. Gelibolu’da doğmuş, burada okula gitmiş, asker uğurlamış, düğün görmüş birisi olarak bu şehirle bağım yalnızca coğrafi değil; aynı zamanda duygusaldır. Bu yazıda, bir Gelibolulu olarak şehrimin tarihsel, coğrafi ve sosyo-kültürel dokusunu kendi bakış açımdan sizlere aktarmak istiyorum. Çünkü Gelibolu sadece bir coğrafya değil, yaşayan, nefes alan bir tarihtir benim için.

Gelibolu, yalnızca Çanakkale Boğazı’nın Marmara’ya açıldığı noktada yer alan bir ilçe değildir; aynı zamanda geçmişin tanığı, denizci bir medeniyetin, Osmanlı’nın deniz üssü, sürgünlerin durağı, göçlerin geçididir. M.Ö. 12. yüzyıla dayanan tarihiyle bu topraklar, Critote ve ardından Kallipolis ismiyle anılmış, zamanla Gallipoli olarak evrilmiş ve en nihayetinde Gelibolu adını almıştır. Osmanlı’nın Rumeli’ye geçiş üssü, donanmanın kalbi ve sonrasında da bir vilayet merkezi olan Gelibolu, 1926’da bugünkü idari yapısına kavuşmuştur. Tarih boyunca birçok kez el değiştirmiş, bombalanmış, işgal görmüş ama her defasında kendi küllerinden doğmayı başarmıştır. Gelibolu’nun tarihi, bir ulusun yeniden doğuşunun aynası gibidir.

Coğrafi konumu nedeniyle Gelibolu, tarih boyunca stratejik önem taşımıştır. Marmara ile Ege'yi birbirine bağlayan bu dar kıyı şeridi, sadece askerî değil ticari ve kültürel anlamda da önem arz etmiştir. Bugün sahilde yürürken gözünüze çarpan küçük tekneler ve balıkçı barınakları, bir zamanların Osmanlı donanmasının izlerini taşır. Korudağ eteklerinden Saros Körfezi’ne uzanan doğal yapısıyla Gelibolu, hem yaşanabilir hem de savunulabilir bir kent olmuştur. Bu yönüyle tarih boyunca pek çok milletin iştahını kabartmış, bir o kadar da direnişin simgesi olmuştur.

Nüfus yapısındaki çeşitlilik, Gelibolu’yu farklı kılar. Bir zamanlar Rum, Yahudi, Ermeni mahallelerinde ayrı ayrı yaşayan insanlar, zamanla göçlerle birleşmiş, harmanlanmış ve bugünkü çok katmanlı Gelibolu toplumunu oluşturmuştur. 2. Kolordu Komutanlığı’nın burada konuşlanmasıyla birlikte askeri personel şehre yeni bir dinamik kazandırmış, memurların yerleşimiyle birlikte düzenli bir yapı oluşmuştur. Tarih boyunca hem göç alan hem göç veren bir şehir olarak, Gelibolu'nun kimliği bu hareketliliğin yansımasıdır. Balkanlardan gelen mübadiller, İç Anadolu’dan gelen işçiler, Doğu’dan gelen öğrencilerle Gelibolu, küçük bir Türkiye gibidir.

Mahalleler ise bu mozaiğin canlı parçaları gibidir. Camii Kebir’in tarihî dokusu, Alaeddin Mahallesi’nin iskele yoğunluğu, Yazıcızade Mahallesi’nin ticari hareketliliği ve Hoca Hamza’nın lojman düzeni, şehrin çok yönlü yapısını gösterir. Bu mahallelerde yalnızca binalar değil, aynı zamanda insanlar da yaşar, hatırlar ve anlatır. Her bayram sabahı cami avlusunda toplananlar, yazın sahile inip dondurma alan çocuklar, sokakta tavla oynayan emekliler, hepsi bu kentin ruhunu taşır.

Gelibolu’da şehirsel fonksiyonlar özellikle hizmet sektöründe yoğunlaşmıştır. Tarım artık eski gücünde değildir; ancak hâlâ bazı kırsal mahallelerde üretim devam eder. Sanayi düşük yoğunlukta olsa da, ticaret ve turizm şehre canlılık katmaktadır. Tarihi alanlara gelen yabancı turistler, Hamzakoy’daki yazlıkçılar ve Çanakkale Savaşları Anma Törenleri'ne katılan binlerce insan, yılın belli dönemlerinde şehri ulusal gündeme taşır. Buna karşın ulaşım altyapısında iyileştirmeler yapılması gerektiği aşikârdır. Şehirde toplu taşıma yetersiz, kırsal ile merkez arası ulaşım kopuktur.

Ben bu yazıyı bir akademik titizlikle değil, bir Gelibolulu’nun yüreğiyle yazıyorum. Gelibolu yalnızca bir yer değil; bir duygu, bir kimliktir. Her mahallesi, her sokağı, her taş evin duvarındaki yosun izleri bile anlatır bize: Biz bu şehrin sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceğiyiz. İstiyorum ki çocuklarımız Fener Altı’nda yürüsün, Hamzakoy’da denize girsin, eski çarşının taşlarına basarak büyüsün. Çünkü biz bu kenti sadece miras almadık; aynı zamanda emanetçisiyiz.

Kaynakça:
- Bardak, H. (2007). *Gelibolu’nun Şehirsel Fonksiyonları*, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
- Sezgin, İ. (1998). *XV ve XVI. Asırlarda Gelibolu Kazasının Sosyal ve Ekonomik Tarihi*, Doktora Tezi, İstanbul.
- Emecan, F. (1988). “Gelibolu” maddesi, *TDV İslâm Ansiklopedisi*, 14. Cilt.
- DİE (2000). Türkiye İstatistik Kurumu verileri.
- Gelibolu Kaymakamlığı, 2005 Brifing Dosyası.