Biz Gelibolulular için deniz sadece ufka açılan bir görüntü değildir; hayatımızın tam ortasında duran, çocukluğumuzun, sofralarımızın, bayramlarımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Her sabah boğazdan gelen yosun kokusuyla uyanır, akşam serinliğinde sahile yürümeye çıktığımızda, kayıkların arasından yükselen balıkçı sohbetleriyle günü uğurlardık.
Gelibolu, tarih boyunca nice milletlere ev sahipliği yapmış bir şehir. Truva’dan kalan esintiler, Roma’dan Osmanlı’ya uzanan izler hep bizim sokaklarımızda yaşar. Ama biz Gelibolulular biliriz ki, bu kentin gerçek sesi martıların çığlıklarıyla, dalgaların kayalara vuruşuyla atar. Ve o sesin ritmini, her zaman sardalyaların telaşı, uskumruların göçü tamamlar.
Bizim Balığımız, Bizim Hikayemiz
Gelibolu’nun balıkla olan hikâyesi, bizim kendi hayat hikâyemiz gibidir. Antik çağlardan bugüne, burada sardalya hep başrolde olmuştur. Büyüklerimiz anlatırdı: "Eskiden sardalya o kadar boldu ki, sabahları ağlar denizden altın gibi parlayan balıklarla dolu çıkardı." Sardalyayı tuzlamak, fıçılamak, kış boyu sofralara bereket taşımak Gelibolu evlerinin değişmez geleneğiydi.
Her evde annelerimiz sardalyayı seçer, bir kısmını tuzlar, bir kısmını közde pişirir, bir kısmını da konservelerdi. Çocuklar olarak biz de bu ritüelin bir parçası olurduk. Bir sardalyanın nasıl işleneceğini küçük yaşta öğrenirdik. O yüzden bugün bir sardalyanın kokusundan, bir lakerda diliminin tuzundan, çirozun sertleşmiş derisinden anlarız mevsimin geldiğini.
Balığın Boğazdan Saraya Yolculuğu
Bizim büyüklerimiz anlatır: "Bir zamanlar İstanbul'un saraylarına giden en lezzetli balıklar Gelibolu'dan çıkardı." Gerçekten de öyleydi. Boğazın iki yanında kaynayan balık sürüleri, kıyılarda çırpınan levrekler, torikler... Bizim denizlerimizin bereketiydi bunlar. Rum balıkçıların usta ellerinden çıkan tuzlu balıklar, İstanbul’un en seçkin sofralarına taşınır, Gelibolu adı o sofralarda fısıldanırdı.
Ve biz, burada büyüyen çocuklar, hep denizle, balıkla büyüdük. Lakerda tuzlanırken sabrın kıymetini öğrendik; çirozlar ipe asılırken yaz güneşinin sıcaklığını içimize çektik; ançüez yapılırken tuzun, zamanın ve emeğin nasıl mucize yarattığını gördük.
Geleneğin Peşinden: Sardalya, Lakerda, Çiroz
Bizim için sardalya sadece bir lezzet değildir. Lakerda, çiroz, ançüez... Her biri ayrı bir hikâyenin taşıyıcısıdır. Lakerda, Karadeniz’den gelen yağlı toriklerin sabırla işlenmesiyle oluşur; çiroz, ilkbaharın sonunda cılız kalan uskumruların güneşte kurutulmasıyla hayat bulur; ançüez ise tuzla, sabırla olgunlaşır, sofralara eşsiz bir tat bırakır.
Bugün Gelibolu’da Balıkçılık: Bir Mücadele
Fakat itiraf etmek gerekirse, bizim için işler eskisi gibi değil. Balık azaldı, deniz ısındı, sezonlar kısaldı. Balıkçı tekneleri limanda daha uzun süre bağlı kalıyor artık. Gençler, dedeleri gibi sabahın köründe denize açılmıyorlar. Çünkü balığın eskisi kadar bereketi yok.
Ve en çok da korkuyoruz; ya bu güzel gelenek, bir gün tamamen kaybolursa diye... Çünkü biz biliyoruz ki, balıkçılık sadece bir geçim kaynağı değil; Gelibolu’da yaşamanın ta kendisidir.
Gelibolu İçin Bir Davet
Bugün bu yazıyı yazarken, yine burnumda tuzlu deniz kokusu var. Yine bir yerlerde birileri usulca sardalya tuzluyor belki. Gelibolu’da balıkçılığın sesi tamamen susmasın diye, daha çok çalışmalı, daha çok sahip çıkmalıyız. Balıkçılarımızı, geleneksel yöntemlerimizi desteklemeli, çocuklarımıza balığın sadece marketten alınmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu anlatmalıyız.
Çünkü biz Geliboluluyuz. Ve biz denizle, balıkla, rüzgarla büyüdük.
Gelibolu yaşadıkça, sardalya kokusu kaybolmayacak.
Çiroz ipleri rüzgarda sallanmaya devam edecek.
Lakerda sofralarda anı olacak.
Ve biz, denizin o değişmez şarkısını söylemeye hep devam edeceğiz.
Kaynakça
- Çolakoğlu, F. A., Çolakoğlu, S., Ormancı, H. B., & Yüzgeç, İ. U. (2023). Gelibolu Balıkçılığı ve Tarihi. Akademik Et ve Süt Kurumu Dergisi, 6(28), 28-34.
- Gyllius, P. (2000). İstanbul Boğazı. (Çev. E. Özbayoğlu). İstanbul: Eren Yayıncılık.
- De Busbecq, O. G. (1953). Kanuni Devrinde Bir Sefirin Hatıratı (Türk Mektupları). Ankara: Serdengeçti Neşriyatı.
- Yerasimos, M. (2005). 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı. İstanbul: Boyut Yayınları.
- Yentürk, A. (2007). Denizden Kutuya Sardalya. Çeyiz Odası Dergisi, (5), 26-29.
- Özözen Kahraman, S. (2013). Gelibolu’nun İdari Coğrafyasında Osmanlı’dan Günümüze Dönüşüm. Turkish Studies, 8(12), 1043-1065.
- Emecan, F. (1988). Gelibolu maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 14, İstanbul.
- Fırat, M. (2018). Balıkçılık Folkloru: Çanakkale Geleneksel Balıkçılığı Üzerine Bir Değerlendirme. 9. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri.

