Ben bir Gelibolluyum…
Bu topraklarda doğdum, büyüdüm. Gelibolu’nun her köşesi benim için sadece coğrafya değil; tarih, acı, gurur ve sessiz bir yemin… Denizinin tuzlu kokusu, rüzgârının hafif serinliği, toprağının koyu rengi ve en derin kokusu kanla, terle, gözyaşıyla yoğrulmuş o kadim hatıradır. O hatıranın kalbi ise, Conkbayırı’nda atar.
110 yıl önce, 10 Ağustos sabahı…
Sabahın ilk ışıkları henüz toprakla buluşurken, yamaçlar sessizliğe bürünmüştü. Ama sessizliğin ardında fırtına vardı; tarihin akışını değiştirecek, bir milletin kaderini yeniden yazacak o fırtına. Mustafa Kemal’in o unutulmaz emri yankılandı:
"Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum."
Bir yandan bu sözler umut, cesaret ve kararlılıkla yankılanırken, diğer yandan o yamaçlarda, yürekler bir bir sustu; çünkü o savaşta atılan her kurşun, dökülen her damla kan, artık dönülemez bir yoldu.
Bugün, 110 yıl sonra aynı topraklarda dururken, gözlerimi kapattım; o günün sessizliğini, çığlıklarını, dualarını hissetmeye çalıştım.
Conkbayırı’nın yamaçları, bugün de o günkü kadar ağır, o kadar anlamlı…
Ve o anlam, sadece savaşın değil; bir milletin varoluş sancısının, vatan aşkının yansımasıdır.
Anma töreni başlamadan önce, rüzgâr hafifçe esiyordu. Çelenkler tören alanına konuldu, İstiklal Marşı hep birlikte söylendi. O an, kelimeler kifayetsiz kaldı. Boğazıma düğüm oturdu. Çünkü biliyorum; bu toprakların altında yatan isimler sadece birer kahraman değil, annelerinin kınalı kuzuları, hayalleriyle yanan gençlerdi.
Yarbay Sinan Öztürk’ün konuşması, bir çağrıydı adeta:
“Burada yatanlar, vatanı bizlere emanet etti.”
O cümle ağırdı; yükümüzü omuzlarımıza bırakanların sesi. Ve biz, Gelibolulular, her sabah evden çıkarken o yükün farkındayız. Tepeler, deniz, rüzgâr; hepsi bize bu emaneti hatırlatıyor.
110 yıl geçti… Ama acı ve gurur, hala taptaze.
Bir annenin evladına sarılırken döktüğü sessiz gözyaşı hâlâ hissediliyor. Bir askerin toprağa düşerken mırıldandığı dualar hâlâ bu toprakların derinliklerinde yankılanıyor.
Conkbayırı’nda yürürken, kuru otların hışırtısı bile bana geçmişin yankısı gibi geliyor. O hışırtı, belki bir adımın, belki de kalplerin ritmi… Kim bilir?
Ama bildiğim bir şey var: Biz unuttuğumuzda onlar ikinci kez ölür.
Ve şimdi…
Bu satırları, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere;
Conkbayırı’nda, Anafartalar’da, Arıburnu’nda, Seddülbahir’de, Kabatepe’de;
Bu yarımadanın her taşında kanını döken kahramanlara adıyorum.
Ey toprak altında sessiz yatan yiğitler…
Anneniz sizi son kez öperken ağladı. Sevdiğiniz size son kez sarılırken titredi. Evlatlarınız belki hiç adınızı bilemeden büyüdü.
Ama biz, o gözyaşlarını yüreğimizde taşıyoruz.
Ruhlarınız şad olsun…
Siz bu topraklara adınızı kanla yazdınız.
Biz ise o ismi kalbimizle, ruhumuzla yaşatacağız.
Ve bir gün, bu rüzgâr dursa, bu topraklar sessizleşse bile…
Bilin ki bir Gelibollunun kalbinde, sizin hikâyeniz sonsuza dek gürül gürül yankılanacak.





