Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri

ORHUN CANBERK AKARCA

14-04-2025 17:05

1920’lerin başı… Rusya, iç savaşın sancılarıyla boğuşurken, savaş sadece cephelerde değil, halkın hayatında da kazanılıyordu ya da kaybediliyordu. Bolşeviklere karşı mücadele eden ve yenilen Beyaz Ordu mensupları için artık ne bir ülke, ne bir zafer, ne de bir gelecek vardı. Onların yolculuğu, Kırım’dan başlayan, Gelibolu’da son bulan, ama belki de yeniden başlayan bir hikâyeye dönüştü.

Kasım 1920’de Gelibolu’ya ilk adımlarını atan bu insanlar, beraberlerinde sadece valizlerini değil; bir imparatorluğun çöküşünü, göçün hüznünü ve sürgün olmanın burukluğunu da getirdiler. Fransızların koordinasyonuyla, binlerce asker, subay, öğrenci, kadın ve çocuk, Gelibolu Yarımadası’na yerleştirildi. Her biri farklı bir geçmişten, farklı bir şehirden gelen bu insanlar, o andan itibaren “mülteci” kimliğiyle yaşamaya başladılar.

Gelibolu’ya vardıklarında onları karşılayan manzara iç açıcı değildi. Fransız komutanlarının gösterdiği kamp alanı, Rus kaynaklarında “çıplak arazi” ya da “gül ve ölüm vadisi” olarak anılır. Kamplar çamur içindeydi, hava soğuktu, çadırlar yetersizdi. Amerikalıların verdiği birkaç yüz çadır dışında, barınma büyük bir sorun olmuştu. Yıkık dökük binalar, terk edilmiş camiler, boş kışlalar kısa sürede dolup taşmaya başladı. Enkazlar, derme çatma barınaklara dönüştürüldü. Bazı subaylar iki duvarı ayakta kalan yıkıntılarda yaşamayı kabul etti. Her şeye rağmen yaşam devam ediyordu.

Gelibolu halkı, bu ani göç dalgasına karşı gösterdiği insani yaklaşımıyla dikkat çeker. Türkler, Ermeniler ve Rumlar, evlerini, camilerini, hatta okullarını Ruslara açtılar. Camilerde askeri okullar kuruldu, bazı Türk evleri Rus aileler tarafından kiralandı. Her ne kadar kültürel farklar ve ekonomik zorluklar yaşansa da, yerli halk ve Ruslar arasında zamanla dostane ilişkiler kuruldu. Bu durum, Gelibolu’nun sadece bir geçiş noktası değil, bir anlayış ve dayanışma sahnesine dönüştüğünü de gösterir.

Ancak yaşanan sıkıntılar yalnızca barınma ile sınırlı değildi. Fransızların sağladığı kumanyalar yeterli değildi, zamanla da azaldı. İlk zamanlarda verilen konserve, ekmek, yağ ve çay zamanla düşürüldü, hatta bazı dönemlerde tamamen kesildi. İnsanlar kendi imkânlarıyla doğadan karahindiba, kuzukulağı gibi bitkiler toplayarak, balık avlayarak ya da kaplumbağa çorbası yaparak yaşamlarını sürdürmeye çalıştılar. Bazıları ise yiyecek bulmak uğruna Gelibolu’nun kayalıklarına kadar uzanan zorlu yürüyüşlere çıktı.

Açlık, beraberinde hastalıkları da getirdi. Sıtma, tifüs, verem gibi salgınlar kısa sürede yayıldı. Özellikle çocuklar ve yaşlılar büyük zorluklar yaşadı. Amerikan ve Rus Kızıl Haç’ı yardıma koşsa da, kamptaki hastaneler yetersizdi. Birçok göçmen, Gelibolu topraklarına veda edemeden orada yaşamını yitirdi. Ancak hayatta kalmak için gösterilen çaba, bu insanların ne kadar direngen olduklarını da gözler önüne serdi.

Gelibolu’da oluşturulan kamplar, zamanla küçük birer Rus kasabasına dönüştü. Subaylar çadırlardan kendi üniformalarını temiz tutarak çıkar, çocuklar doğaçlama okullarda eğitim görür, çadırlardan tiyatrolar, kiliseler, hatta küçük kafeler doğardı. Kampta Rus mühendislerin yaptığı katkılarla altyapı düzenlemeleri yapıldı; su boruları onarıldı, yeni kaynaklar bulundu, yollar döşendi, hatta Gelibolu limanından kampa kadar uzanan bir dekovil hattı bile kuruldu. Kamptaki çadırlarda birliklerin renkli taşlardan armaları, bayrakları ve sembolleri yer alıyordu. Her şey, bir gün vatanlarına döneceklerine olan inançla yapılıyordu.

Beyaz Rusların kendi elleriyle kurduğu bu kamp yaşamı, yalnızca fiziki değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak da canlıydı. Subaylar arasında düzenlenen edebi okumalar, kiliselerde yapılan ayinler, kadınların oluşturduğu dayanışma grupları, her biri kampta sosyal hayatın gelişmesini sağladı. Hatta bazı kaynaklara göre bu kampta, eski Çarlık Rusya'sının geleneksel disiplini ile yeni bir “sürgün toplum” kimliği harmanlanıyordu.

Günümüzde Gelibolu, sizi karşılayan sessizlik belki de o günlerin hatırasıdır. Her taşın, her rüzgârın içinde o zamanki kamplardan bir ses yankılanır gibidir. Bir zamanlar, hayatta kalmak için kendi devletlerini çadırlardan kuran bu insanlar, Gelibolu’nun topraklarına sadece izlerini değil, umutlarını da bırakmışlardı.

1923’e kadar süren bu geçici ev sahipliği, zamanla başka ülkelere göçlerle son buldu. Kimileri Paris’e, kimileri Belgrad’a, kimileri ise tekrar anavatanlarına döndü. Ama Gelibolu’nun belleğinde o yıllar hâlâ bir göçmen kampının ayak sesleri gibi yankılanır. Ve bizlere, savaşın yalnızca cephede değil, bir halkın kalbinde de kazanıldığını ya da kaybedildiğini hatırlatır.

 

Kaynakça:

Acar, K. (2016). Rusça Kaynaklarda Gelibolu ve Beyaz Ruslar. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 14(20), 1-33. Rayevski, N. (2009). Gelibolu Günlüğü: Rus Gözüyle Gelibolu. İstanbul: Ağaç Kitabevi. Karpov, N. (2002). Kırım-Gelibolu-Balkanlar. Moskova: Russkii Put. Robinson, P. (2002). The White Russian Army in Exile 1920-1941. Oxford: Clarendon Press. Hutchins, J.A. (1972). The Wrangel Refugees: A Study. University of Louisville.

DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Sessizlik Lüks mü Oldu? 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Yangın İzleri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00