ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI

ORHUN CANBERK AKARCA

23-06-2025 20:58

Gelibolu’nun dar sokaklarında büyümüş, dedesinin anlattığı harp hikâyeleriyle çocukluğunu geçirmiş biriyim. Gelibolu, tarih denen o kalın defterin kanlı ama gururlu sayfalarından biridir. Çanakkale Savaşı denildi mi, biz Geliboluluların içi hem sızlar hem de gururla kabarır. O savaş yalnızca bir askeri zafer değil, bir memleketin sağ kalma mücadelesiydi. Ve işte tam da bu yüzden, savaşın cephe gerisinde verilen sağlık mücadelesini, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin yani bugünkü Kızılay’ın hizmetlerini anlatmadan bu tarih eksik kalır.

Ben bu savaşa canlı tanık olmadım elbet. Ancak çocukluğumdan bu yana duyduğum hikâyeler, okuduklarım ve yaşadığım şehrin her taşına sinmiş o anılar, beni adeta o günlere taşır. 1915 yılında Gelibolu Hilâl-i Ahmer Hastanesi açıldığında büyüklerim anlatırdı; Fransızlardan kalma bir kız mektebi hastaneye çevrilmişti. Talha Yusuf Bey adında bir doktorun başında olduğu bu hastane, kısa sürede şarapnel yaralılarıyla dolup taşmış. Büyük dedem ve onun yaşıtları ellerinde testilerle su taşır, hastane civarında yardım ederlermiş. O günlerde, sırtını memleketin çocuklarına yaslamış Mehmetçik’e destek olmanın gururunu yaşarlarmış.

Ama ne yazık ki düşman uçaklarının bombardımanı bu güzel niyeti de yarıda bırakmış. Gelibolu’daki hastane fazla dayanamayarak Plevne vapuruna yüklenip Şarköy’e taşınmış. Bu taşınmalar öyle hızlı olmuş ki bazen sedyeler bile vapur güvertesine konup öyle götürülmüş. Şarköy’deki hastaneye de bölge halkı yardım etmiş. Gelibolulular, at arabalarıyla odun taşımış, anneler elleriyle sardıkları çorapları paketleyip doktorlara teslim etmiş.

Cephe gerisinde sağlık mücadelesi verenlerin katkısı cephedeki asker kadar değerlidir. Sıtma, ishal, dizanteri, tifüs, iskorpit gibi hastalıklar cephenin ayrılmaz parçasıydı. Gelibolu’nun yazında sivrisinekten geçilmezdi. Sıtma öyle bir yayılırmış ki asker daha cepheye ulaşamadan yatağa düşermiş. Kinin bulunmaz, ateşler içinde kıvranan Mehmetçiklere kuzukulağı çayı içirilirmiş.

Bit salgını da başka bir dertmiş. Tifüse dönüşmesin diye hamamlar kurulmuş, Gelibolu’dan Keşan’a kadar menzil yollarına temizleme istasyonları yerleştirilmişti. O dönemde elbise temizliği bir ölüm kalım meselesiydi. Bütün bu önlemler, Hilâl-i Ahmer’in müthiş organizasyonuyla yapılmış.

En çok akılda kalanlardan biri çayhanelermiş. Hilâl-i Ahmer, Akbaş’tan Lapseki’ye, Değirmenburnu’ndan Ilgardere’ye kadar çayhaneler kurmuş. Anlatılanlara göre çay kazanları sabah akşam kaynar, hasta askerlere dağıtılırmış.

Bugün hâlâ bu topraklarda yürürken, ayaklarımızın altındaki toprağın ne büyük acılar barındırdığını biliyoruz. Savaşın en ağır yüklerinden birini sağlıkçılar ve gönüllüler çekmiş. Hilâl-i Ahmer’in yalnızca hastane kurmakla kalmayıp, çorap, gömlek, sabun, yatak, hatta sakızla yara kapatacak kadar yaratıcı çözümler üretmesi, bu milletin zekâsı ve vicdanının birleşmesidir.

Unutulmasın ki, Gelibolu sadece silah seslerinin değil, dua eden hemşirelerin, yorgun ama yılmayan hekimlerin ve sırtında su testisiyle hastaneye koşan çocukların da hikâyesidir. Bu toprakların evladı olarak, Çanakkale’nin gerçek kahramanlarına selam olsun.

KAYNAKÇA:

Sönmez, Cahide Sınmaz. "Çanakkale Cephesi’nde Sağlık Kuruluşları ve Kızılay Arşiv Belgelerine Göre Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Faaliyetleri." Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2016. Esenkaya, Ahmet. "Çanakkale Muharebelerinde Cephede ve Cephe Dışında Sağlık Hizmetleri." Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2011. Aysal, Necdet. "Çanakkale Muharebeleri’nde Sağlık Hizmetleri ve Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Faaliyetleri." 100. Yılında Çanakkale Zaferi Sempozyumu, 2015. Türkiye Kızılay Derneği Arşivi. Kutu: 523 ve 270 belgeleri.
DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Sessizlik Lüks mü Oldu? 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Yangın İzleri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00