Gece olduğunda birçok evde benzer bir sahne yaşanır. Çocuk kendi yatağına gider, ışık kapanır, birkaç dakika sonra küçük ayak sesleri duyulur. Kapı aralanır ve tanıdık bir cümle gelir: “Anne, senin yanına gelebilir miyim?” Çoğu ebeveyn bu anı çocuğun korkusu, yalnız kalamaması ya da ayrılmak istememesi olarak yorumlar. Peki hiç şu soruyu düşündük mü: Gerçekten ayrılamayan çocuk mu, yoksa bazen bırakmakta zorlanan ebeveyn mi?
Çocukların gelişim sürecinde anne ve babaya yakın olma ihtiyacı oldukça doğaldır. Özellikle erken çocukluk döneminde ebeveynin varlığı çocuğa güven ve huzur verir. Çocuk, dünyayı keşfetmeye çalışırken kendini güvende hissettiği bir limana ihtiyaç duyar. Bu nedenle zaman zaman ebeveyninin yanında olmak istemesi son derece anlaşılır bir durumdur.
Ancak gelişimin sağlıklı ilerleyebilmesi için çocukların zamanla kendi alanlarını oluşturmayı öğrenmesi gerekir. Kendi yatağında uyuyabilmek de bu bağımsızlaşma sürecinin küçük ama önemli adımlarından biridir. Çünkü çocuk yalnız kalabildiğini, kendi alanında güvende olduğunu deneyimledikçe psikolojik olarak güçlenir.
Çoğu zaman ebeveynler çocuklarının korktuğunu düşündükleri için onları yanlarına alırlar. Bu davranış ilk bakışta oldukça şefkatli görünür. Ancak bu durum sürekli hale geldiğinde çocuk, kendi başına uyuyabileceğine dair güven geliştirmekte zorlanabilir. Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, ebeveynlerin davranışlarını da öğrenir. Eğer her korktuğunda ebeveyn yatağı güvenli bir limana dönüşüyorsa, zamanla kendi yatağı daha yalnız ve belirsiz bir yer gibi hissedilebilir.
Diğer taraftan bu durumun yalnızca çocukla ilgili olmadığını da kabul etmek gerekir. Bazen ebeveynler de çocuklarından ayrılmakta zorlanabilir. Gün içinde yoğun çalışan, çocuklarıyla yeterince vakit geçiremediğini düşünen ya da onların büyüdüğünü kabullenmekte zorlanan ebeveynler için gece birlikte uyumak bir yakınlık alanına dönüşebilir. Bu durumda farkında olmadan çocuğun değil, ebeveynin duygusal ihtiyacı süreci yönlendirmeye başlayabilir.
Aslında burada önemli olan, çocuğun ihtiyaçları ile ebeveynin duyguları arasındaki dengeyi kurabilmektir. Çocuğa güven vermek, onun yanında olmak ve duygularını anlamak elbette çok kıymetlidir. Ancak aynı zamanda onun bireyselleşmesine alan tanımak da ebeveynliğin önemli bir parçasıdır.
Çocuklar küçük yaşlardan itibaren kendi başlarına bazı şeyleri yapabildiklerini gördükçe özgüven geliştirirler. Kendi yatağında uyumak, karanlık bir odada güvende hissedebilmek ya da gece uyandığında tekrar uykuya dönebilmek çocuğun içsel güven duygusunu güçlendiren deneyimlerdir. Bu nedenle ebeveynlerin aşırı koruyucu davranışları bazen iyi niyetli olsa da çocuğun bağımsızlaşma sürecini geciktirebilir.
Elbette bu süreç bir gecede gerçekleşmez. Çocuğun duygularını anlamak, onu korkularıyla baş başa bırakmadan yavaş yavaş desteklemek gerekir. Bazen bir gece lambası, bazen uyumadan önce okunan bir masal ya da ebeveynin kısa süre yanında kalması bu geçişi kolaylaştırabilir. Küçük ama tutarlı adımlar çocukların güven duygusunu güçlendirir.
Belki de bu konuyu düşünürken kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Çocuk gerçekten ayrılamıyor mu, yoksa biz mi onların büyüdüğünü kabul etmekte zorlanıyoruz?
Çünkü çocukların büyümesi bazen onların bir adım ileri gitmesi değil, ebeveynlerin bir adım geri çekilebilmesidir. Ve belki de ebeveynliğin en zor ama en değerli tarafı tam da burada başlar.