Bazı çocuklar sessizdir… Çok konuşmazlar ama çok şey anlarlar. Ailede bir sorun varsa hissederler. Gerginlik havadaysa hemen sakinleşirler. Anne üzgünse güler yüz takınırlar, baba öfkeliyse görünmemeye çalışırlar. Ne hissettiklerini değil, karşılarındaki kişinin ne hissettiğini öncelerler. Çünkü zamanla öğrenmişlerdir: 

“Ben sessiz kalırsam, herkes daha iyi olur.”

  “Ben gülümsersem, ortam biraz daha huzurlu olur.”

“Ben yük olmazsam, sevgi kalır.”

Bu çocuklara bakıldığında “uslu”, “olgun”, “uyumlu” denir. Küçücük yaşlarında büyüklerin duygularını anlamakta gösterdikleri başarı, çoğu zaman takdir edilir. Dersleri iyidir, öğretmenleri sever, arkadaşlarıyla sorun çıkarmazlar. Ama kimse sormaz:

Bu çocuk neden bu kadar uyum sağlamak zorunda kalıyor? Bu çocuk ne zaman sadece “çocuk” olabildi? Bir danışanım geçenlerde şöyle dedi:

“Ben her şeyi anlamaya çalışan çocuktum ama kimse beni anlamadı.” O an göz göze geldik. Sustuk. Çünkü bazı cümleler yalnızca kelime değil, bir yaşamı taşır. O cümlede gözle görülmeyen tüm fedakârlıklar, bastırılan duygular, yutkunulan öfke ve özlem vardı.

Bu çocuklar büyür. Ama içlerinde hâlâ bir çocuk sessizce yaşamaya devam eder. Dışarıdan bakıldığında başarılı, güçlü, kendine yeten yetişkinlerdir. Mantıklı kararlar alırlar, insanlara destek olurlar, krizleri soğukkanlılıkla yönetirler. Ama yalnız kaldıklarında içlerinde yankılanan sorular başlar: “Ben gerçekten ne hissediyorum?”

“Ben ne istiyorum?” “Ben kimim, neye ihtiyacım var?” Yıllar boyunca hep anlayan taraf oldular… Ama çok az anlaşıldılar. Bu yüzden bir yetişkin olduklarında bile, bazen küçük bir eleştiride kendilerini yetersiz hissederler. Bir ilişki içinde karşı tarafın duygularını okumakta usta olsalar da kendi sınırlarını korumakta zorlanırlar. Çünkü içten içe hâlâ “iyi olmak zorundalar.” Hâlâ “sevilmeye layık olmak için” çabalıyor gibi hissederler Çocukken susarak büyüyen birinin yetişkinliğinde kelimeler bazen boğazında düğümlenir. İfade etmeye çalıştığı duygu, cümleye dönüşmeden önce gözyaşına karışır. Kendine yönelttiği en basit soruya bile cevap vermekte zorlanır: “Ben ne hissediyorum?”

Bu yazıyı yazarken bir seans çıkışında ben de kendi kendime şu soruyu sordum:

“Ben ne zaman gerçekten çocuk olmuştum?”

Ne zaman yaram bozulsa utanmadan ağlayabilmiştim? Ne zaman bir şey istemiştim de karşılığında sevgiyi kaybetmemiştim? Bu soruların cevabı, çoğumuz için net değildir.

Ama içimizdeki çocuk hâlâ o cevabı bekliyor olabilir. Eğer sen de “iyi çocuk” olmakla gurur duyarken aslında kendi duygularını unuttuğunu fark ettiysen… Yalnız değilsin. Ve her zaman yeniden başlanabilir. İçindeki çocuk hâlâ orada. Hâlâ seni bekliyor.

Bir bakışıyla bile seni anlatabilecek kadar güçlü… Ama artık senin desteğine ihtiyacı var.

Belki de ona şöyle deme zamanı gelmiştir:

“Artık güçlü olmana gerek yok. Bu defa seni ben koruyacağım.”