Köklerimizden gelen duygularla büyür, bazen onların ağırlığında kayboluruz…

Bazı insanlar vardır, aile içinde hep “dengeyi koruyan” olur. Kardeşler kavga ettiğinde araya girer, anne üzülmesin diye ağlamaz, baba sinirlenmesin diye sessiz kalır. O sessizlik, zamanla kişiliğin bir parçasına dönüşür. “Sorun çıkarma”, “üzme”, “idare et” cümleleriyle büyüyen bir çocuk, yıllar geçtikçe duygularını değil, çevresini yönetmeyi öğrenir. Ama iç dünyasında hep bir eksiklik kalır: Kendisi olamamış bir “iyi çocuk.”

Aile, sadece genetik mirasımızı değil, duygusal mirasımızı da aktarır bize.
Bir evde duygular konuşulmazsa, çocuk susmayı öğrenir.
Bir evde öfke eksik değilse, çocuk tetikte yaşamayı öğrenir.
Bir evde sevgi koşula bağlıysa, çocuk “sevilmek için” kimlik değiştirir.
Annelerimizin suskunluğu, babalarımızın öfkesi bazen içimize yerleşir. Ve biz, yetişkin olduğumuzda bile o evin içinde kalmış bir çocuk gibi davranırız.
Partnerimize, arkadaşımıza, çocuğumuza bakarken aslında çoğu zaman o eski hikâyenin yankısıyla hareket ederiz.

Psikolojide “aile rolleri” diye bir kavram vardır.
Biri “kahraman çocuk” olur — her şeyi mükemmel yapmaya çalışır.
Biri “görünmeyen çocuk” olur — kimseyi rahatsız etmemek için duygularını gizler.
Biri “palyaço” olur — evdeki gerginliği şakalarıyla yumuşatır.
Ve biri “isyankâr” olur — herkesin bastırdığı öfkeyi dışa vurur.
Ama hepsi, aslında aile sisteminin dengesini korumaya çalışan küçük yetişkinlerdir.

Sorun şu ki, büyüdüğümüzde de bu rolleri fark etmeden taşırız.
Kendimizi hep “idare eden”, “herkese yetişen”, “huzuru koruyan” biri olarak buluruz. Ama bir yerden sonra içimizde bir ses yükselir:    
“Ben ne istiyorum? Benim sesim ne zaman duyulacak?”
İyileşme, o sesi duymakla başlar. Ailenin duygusal mirasını reddetmekle değil, fark etmekle. Annemin suskunluğunu anlarım ama ben susmak zorunda değilim. Babamın öfkesini bilirim ama ben öyle sevmek zorunda değilim. Artık kendi hikâyemi yazma zamanı. Çünkü büyümek, bazen köklerini inkar etmek değil, onların ötesine geçebilmek demektir. Ve sınır çizmek, sevgisizliğin değil, kendine saygının en sessiz ifadesidir. 

Sen de aile içinde üstlendiğin rolle kendi sesini unuttuysan, belki şimdi dinleme zamanı. İyileşmek; duymakla, anlamakla ve kendin olmaya izin vermekle başlar.