Bazen yerde çığlık çığlığa bağıran bir çocuğun karşısında kalakalırız. O an sanki küçük bir fırtına patlamış gibi gelir. Ama bu fırtınanın dili vardır…
Çocuklar büyürken yalnızca bedensel değil, duygusal olarak da gelişirler. Ama çoğu zaman onların duygularını yetişkinlerin dünyasından anlamaya çalışırız. İşte tam bu yüzden, bir çocuğun kriz anını “huysuzluk” olarak yorumlayabiliriz. Oysa bu öfke nöbetleri, çoğu zaman çocuğun dilini kullanamadığı yerde duygularını bedeniyle ifade etmesidir.
Bir çocuk yere yattığında, bağırdığında ya da kendini yerlere attığında “bize zor anlar yaşatıyor” gibi görünse de aslında kendisi de içinde zor bir an yaşamaktadır. Çocuklar, duygularını yönetmeyi bizden öğrenirler. Ama önce onların bu duygularla ne yapmak istediklerini anlamamız gerekir.
Peki öfke nöbeti dediğimiz şey tam olarak nedir?
Genellikle 1,5 yaşından 6-7 yaşına kadar olan çocuklarda görülen; ağlama, bağırma, kendini yere atma, vurma ya da istemediği bir şeyi yapma gibi davranışların bir araya geldiği yoğun duygusal tepkilerdir. Bu yaşlar, çocukların bireyselleşmeye başladığı, kendi isteklerini daha çok dile getirdiği ama bu istekler karşılanmadığında duygusal olarak zorlandığı dönemlerdir.
Öfke nöbetlerinin altında yatan temel nedenler vardır.
Örneğin, Çocuklar duygularını düzenlemeyi henüz öğrenmemiştir. Yetişkinlerde olduğu gibi nefes al, sakinleş gibi stratejileri yoktur. Bu yüzden yoğun bir duyguyla karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilemezler ve kontrolden çıkmış gibi görünebilirler.
Ya da duygusunu anlatacak sözcük dağarcığı henüz gelişmemiştir. “Şu anda sinirliyim çünkü istediğim olmadı.” demeyi bilmeyen bir çocuk, bağırarak, ağlayarak ya da kendini yere atarak derdini anlatmaya çalışır.
Bir diğer sebebse Çocukların “Nereye kadar izin var?” sorusunun cevabını aramasıdır. Bu süreç öğrenmenin bir parçasıdır. Hayır cevabına nasıl bir tepki geleceğini merak ederler. Ebeveynin tepkisi, çocuğun sınır ve güvenlik algısını şekillendirir.
Bazen bir çocuğun öfke nöbeti geçirmesinin sebebi sadece aç olmasıdır. Ama bu açlığı veya yorgunluğu ifade edecek farkındalığı henüz yoktur. O yüzden bedeni, onun yerine konuşur.
Bunlara ek olarak, AVM’ler, kalabalık ortamlar, ekran maruziyeti gibi aşırı uyarıcılar, çocukların sinir sistemini yorabilir. Bu yorgunluk da bir noktadan sonra öfke nöbetiyle dışa vurulabilir.
PEKİ EBEVEYNLER NE YAPMALI?
Öncelikle bilinmesi gereken en önemli şey şu: Öfke nöbetleri bir sorun değil, gelişimin bir parçasıdır.
Bu dönemde çocuğa rehberlik etmek, onun duygularını yönetmeyi öğrenmesine yardımcı olur.
Önce siz sakin olun. Çocuğun duygusu büyüdükçe sizin duygunuz küçülmeli. Bağıran bir çocuğun karşısında bağırmak, fırtınayı büyütür.
Göz teması kurun, seviyesine inin: “Seni görüyorum. Şu an çok zorlanıyorsun, biliyorum.” demek bile çoğu zaman yeterlidir.
Duyguyu adlandırın: “Şu an çok sinirlendiğini görüyorum. Bir şeyler istediğin gibi olmadı.”
Net ve güvenli sınırlar koyun: “Yere yatmak istemiyorsun ama burada yatmak güvenli değil. İstersen seni kucağıma alayım.”
Sonrasında duyguyu konuşun: Kriz geçtikten sonra, birlikte ne hissettiğini, ne yapabileceğini konuşmak, duygusal farkındalık kazandırır. Bu konuşmalar kısa ama öğreticidir.
Dikkat:
Çocuğu susturmak değil, duygusunu yönetmesine yardım etmek hedeflenmelidir. Susturulan bir çocuk kısa vadede sessizleşir ama uzun vadede duygularıyla baş etmeyi öğrenemez.
Her öfke nöbeti, aslında bir öğretme anıdır. “Hayır” demeyi, duygularla kalmayı, sakinleşmeyi ve sınırlarla baş etmeyi öğrenir çocuk.
Ve en önemlisi: Bu süreçte bir yetişkinin şefkatli, kararlı ve anlayışlı duruşuna ihtiyaç duyar.
Çünkü bazen çocuk sadece oyuncak istemez. Anlaşılmak ister.

