Son yıllarda anne baba olmak hiç olmadığı kadar zorlaştı. Çünkü artık ebeveynler sadece çocuk büyütmüyor; aynı zamanda sayısız tavsiyeyi, sosyal medya önerilerini, uzman görüşlerini ve çevreden gelen yorumları da yönetmeye çalışıyor. Herkesin bir fikri, herkesin bir doğrusu var. Bu kalabalığın içinde anne babaların zihninde ise çoğu zaman aynı soru dönüp duruyor:

“Acaba yeterince iyi bir anne ya da baba mıyım?”

Bir psikolog olarak ailelerle yaptığım görüşmelerde bu soruyu sıkça duyuyorum. Bazen çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünen bir anneden, bazen yaptığı her davranışı sorgulayan bir babadan… Çoğu zaman karşımdaki kişi kötü bir ebeveyn değil. Tam tersine, çocuğu için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, onun mutluluğunu önemseyen ve hata yapmaktan korkan bir anne ya da baba oluyor.

Belki de sorun tam burada başlıyor.

Çünkü günümüzde ebeveynlik, sevgi ve rehberlikten çok kusursuzluk yarışına dönüşmüş gibi görünüyor. Sosyal medyada her zaman mutlu görünen çocuklar, düzenli evler, eksiksiz programlar ve ideal aile fotoğrafları görüyoruz. Farkında olmadan kendi ebeveynliğimizi bu görüntülerle kıyaslıyor, eksiklerimizi daha fazla görmeye başlıyoruz. Oysa sosyal medyada gördüğümüz şey çoğu zaman hayatın tamamı değil, yalnızca seçilmiş birkaç kareden ibarettir.

Bu durum anne babaların üzerindeki baskıyı artırırken, ebeveynlikten alınan keyfi de azaltabiliyor. Çünkü sürekli doğruyu yapmaya çalışan kişi, zamanla hata yapmaktan korkmaya başlıyor. Hata yapmaktan korkan ebeveyn ise çoğu zaman kendine karşı çok daha acımasız davranıyor.

Oysa çocukların ihtiyacı olan şey mükemmel ebeveynler değildir.

Ünlü çocuk psikiyatristi ve psikanalist Donald Winnicott, yıllar önce “yeterince iyi ebeveyn” kavramından bahsetmiştir. Winnicott’a göre çocukların mükemmel anne babalara değil, ihtiyaçlarını genel olarak karşılayan, onları seven, hatalar yapabilen ama ilişkisini sürdürebilen ebeveynlere ihtiyacı vardır. Çünkü çocuklar da gerçek hayatı ancak gerçek insanlar sayesinde öğrenebilir.

Aslında bu yaklaşım günümüz anne babaları için oldukça rahatlatıcı bir bakış açısı sunar. Çocuğumuzun her anını kusursuz yönetmek, her kararımızın doğru olmasını sağlamak ya da hiçbir hata yapmamak mümkün değildir. Önemli olan hata yapmamak değil, hata yaptığımızda ilişkiyi onarabilmek, çocuğumuzun duygularına alan açabilmek ve ona sevildiğini hissettirebilmektir.

Çocuklar için en güçlü öğrenme kaynaklarından biri anne ve babalarının davranışlarıdır. Bir ebeveyn hata yaptığında özür diliyorsa, zorlandığında yardım isteyebiliyorsa veya duygularını sağlıklı bir şekilde ifade edebiliyorsa, çocuk da bunları öğrenir. Mükemmel görünmeye çalışan ebeveynler değil, insani yönlerini gösterebilen ebeveynler çocuklarına önemli yaşam becerileri kazandırır.

Çocuklar zaman zaman hayal kırıklığı yaşayacak, beklemek zorunda kalacak, üzülecek, öfkelenecek ve başarısız olacaklardır. Anne babaların görevi bu duyguları tamamen ortadan kaldırmak değil, çocuklarına bu duygularla baş etmeyi öğretmektir. Her düştüğünde kaldırmak yerine ayağa kalkabileceğine inanmak, her sorunu çözmek yerine çözüm yollarında yanında yürümek bazen çok daha değerlidir.

Bugün birçok ebeveyn çocuğunun üzülmesine bile tahammül edemiyor. Oysa yaşamın içinde üzüntü de var, hayal kırıklığı da, başarısızlık da. Çocuklarımızı tüm olumsuz deneyimlerden korumaya çalıştığımızda onları güçlü kılmaktan çok, hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında zorlanabilecek bireyler haline getirebiliriz. Çünkü psikolojik dayanıklılık, hiç düşmeden değil; düştükten sonra yeniden ayağa kalkabilmeyi öğrenerek gelişir.

Çocuklar yıllar sonra geriye dönüp baktıklarında hangi oyuncağa sahip olduklarını ya da hangi kursa gittiklerini ayrıntılarıyla hatırlamayabilirler. Ancak kendilerini nasıl hissettiklerini büyük ölçüde hatırlarlar. Dinlendiklerini, anlaşıldıklarını, hata yaptıklarında bile sevildiklerini…

Belki de ebeveynlikte en önemli soru “Mükemmel miyim?” değil, “Çocuğum benim yanımda kendini güvende hissediyor mu?” sorusudur.

Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey kusursuz hazırlanmış bir program değil, onunla göz teması kuran bir ebeveyndir. Bazen en pahalı oyuncak değil, birlikte geçirilen kaliteli birkaç dakikadır. Bazen de çözüm sunmak değil, sadece onu dinlemek ve duygularını anlamaya çalışmaktır.

Anne babalar olarak kendimize biraz daha şefkat göstermeyi öğrenmeliyiz. Çünkü sürekli kusursuz olmaya çalışmak hem bizi yoruyor hem de ebeveynliği keyif alınan bir yolculuktan çıkarıp bitmek bilmeyen bir sınava dönüştürüyor.

Bu yazıyı okuyan tüm anne ve babalara küçük bir hatırlatma bırakmak isterim:

Çocuğunuzun mükemmel bir anneye ya da mükemmel bir babaya ihtiyacı yok.

Onun ihtiyacı; hata yaptığında özür dileyebilen, yorulduğunu kabul edebilen, sevgisini göstermeyi sürdüren ve her şeye rağmen yanında kalan gerçek bir anne baba.

Ve çoğu zaman “yeterince iyi” olmak, sandığımızdan çok daha değerlidir.