Günlerdir Gelibolu’da çıkan büyük yangınlar hepimizin yüreğini derinden yaraladı. Saatler süren müdahalelere rağmen kül olan ormanlar, zarar gören evler, telef olan hayvanlar… Bu tablo yalnızca doğaya değil, insanın ruhuna da büyük bir acı bırakıyor. Çünkü kayıp dediğimiz şey sadece bir insana dair değildir; bazen bir ağaç, bazen bir manzara, bazen de çocukluğumuzun kokusunu taşıyan toprak kaybolur. Bu yüzden bu tür afetler, toplumun tamamını içine alan kolektif bir yas süreci başlatır.
Psikolojide yas; kaybın ardından yaşanan doğal bir süreçtir. İlk anda şok, ardından inkâr, öfke, pazarlık, derin üzüntü ve en sonunda kabullenme evresi gelir. Yangınlarda da benzer bir seyir gözlenir. İnsanlar önce olup bitene inanamaz, sonra öfkeyle “Bu neden yaşandı?” diye sorar, ardından kendini çaresiz hisseder. Bu duyguların her biri, aslında yasın olağan parçalarıdır. Burada önemli olan, bu duyguları bastırmak yerine tanıyabilmek ve sağlıklı bir şekilde yaşayabilmektir. Çünkü yas ertelendiğinde, insanın ruhunda yangın hiç sönmez, yalnızca küllerin altında sessizce yanmaya devam eder.
Böyle dönemlerde dayanışma duygusu hayati bir önem taşır. Travmalar, paylaşıldıkça hafifler. Birlikte ağlamak, birlikte umut etmek, birlikte yeniden başlamak; bireysel acıyı toplumsal bir iyileşme sürecine dönüştürür. Gelibolu’da gördüğümüz gibi, yangına koşan gönüllüler, evlerini kaybedenlere kapılarını açan insanlar, yardım kampanyaları düzenleyen topluluklar… İşte bunların hepsi psikolojik açıdan “iyileştirici faktörler”dir. İnsan yalnız olmadığını hissettiğinde, ruhsal yangınının alevi bir nebze söner.
Aynı zamanda bu tür felaketler bize bir başka kavramı da hatırlatır: travma sonrası büyüme. Zorlayıcı yaşam olaylarının ardından bazı insanlar hayata dair değerlerini yeniden gözden geçirir, ilişkilerinde daha derin bağlar kurar, doğaya ve insana daha fazla kıymet verir. Yangınlar bize hem doğayı korumanın sorumluluğunu hem de birbirimize daha sıkı sarılmanın gerekliliğini hatırlatıyor. Kaybın ardından ortaya çıkan bu yeniden yapılanma süreci, insan ruhunun en güçlü yanlarından biridir.
Unutmamalıyız ki doğa, küllerin içinden yeniden doğmayı en iyi bilen varlıktır. Bugün yanan ağaçların yerinde yarın filizler bitecek. Ve insan ruhu da doğa gibidir; yanar, tükenir ama yeniden yeşerecek bir gücü her zaman içinde taşır. Kayıplarımızı unutmadan, yasımızı yaşarken aynı zamanda geleceğe dair umudu da diri tutabilmek; hem bireysel hem toplumsal iyileşmenin en önemli adımıdır.
Yangınların ardından elimizde kalan sadece kül değil, aynı zamanda yeniden yeşertme sorumluluğudur. Toprak bize yeniden yaşam sunacak, biz de birbirimize yeniden güç olacağız. Çünkü hem doğa hem insan, dayanışmayla küllerinden doğabilir. Ve belki de bugün yitirdiklerimizin acısıyla, yarın daha bilinçli, daha duyarlı ve daha umutlu bir toplum olacağız.

