“Beni en çok ne yorar biliyor musun? Her şeyin planladığım gibi gitmemesi.”
Bu cümle birçok danışanın ağzından dökülürken aslında bize bir şeyi fısıldıyor: Kontrolün kaybı çoğu zaman huzurun da kaybıdır. Peki, insan neden her şeyin kontrolünü elinde tutmak ister? Gerçekten her şey kontrolümüzde olabilir mi?

Kontrol ihtiyacı, psikolojide temel güvenlik ihtiyacının bir uzantısı olarak değerlendirilir. Bebeklik döneminden itibaren çevremizle kurduğumuz ilişki biçimleri, neye güvenip neye güvenemeyeceğimizi şekillendirir. Eğer çocuklukta belirsizlikler, ani değişimler ya da güven sarsıcı deneyimler yaşandıysa, yetişkinlikte bu kişilerin kontrolü elden bırakmakta zorlandığını gözlemleriz. Çünkü kontrol, onlara göre güvende olmanın tek yoludur.

Bu bireyler hayatlarını planlar, insanları kategorize eder, olasılıkları hesaplar, en kötü senaryoya hazırlıklı olmaya çalışır. Ancak yaşam; sürprizleri, belirsizlikleri ve plansız anlarıyla tam da bizim kontrol sınırlarımızı zorlayan bir yer değil midir?

Ne ilginçtir ki, her şeyin kontrol altında olduğunu düşündüğümüzde kısa süreli bir rahatlama yaşarız. Fakat bu rahatlama hali sürdürülebilir değildir. Çünkü gerçeklik, bizim kurallarımıza uymak zorunda değildir. Bir hastalık, bir kriz, bir terk ediliş ya da beklenmedik bir olay; tüm planlarımızı altüst edebilir. Ve biz eğer sadece “kontrol” duygusuna tutunuyorsak, o an geldiğinde darmadağın oluruz.

Burada önemli bir ayrım var: Hayatı yönetmekle kontrol etmeye çalışmak aynı şey değildir. Yönetmek; esneklik, farkındalık ve kabulle mümkündür. Kontrol etmek ise genellikle korkuyla, kaygıyla ve sert sınırlarla. Bu nedenle “her şeyi kontrol etmeliyim” diyen biri, aslında “kendimi güvende hissetmek için dış dünyayı sabitlemeliyim” diyordur.

Peki, ne yapabiliriz? Kontrol ihtiyacının farkına varmak ilk adımdır. Kendinize şu soruyu sorun: “Şu an kontrol etmeye çalıştığım şey gerçekten benim sorumluluğum mu?”
Eğer değilse, onu bırakmak ruhsal olarak hafiflememizi sağlar. Bir diğer adım ise belirsizlikle temas etmeyi öğrenmektir. Her planın bir “B planı” olmayabilir ve bu tamamen normaldir. Belirsizliğe tahammül geliştirmek; zihinsel sağlığımız için son derece kıymetlidir.

Unutmadan: Mükemmel bir plan, mükemmel bir hayat vaat etmez. Hayat, plansız anlarda da güzel olabilir. Bazen ipleri sıkı sıkı tutmak yerine gevşetmek, insanın hem kendine hem de yaşama duyduğu güveni artırır. Belki de gerçek huzur, her şeyi kontrol altında tutmakta değil; bazı şeyleri akışına bırakabilme cesaretindedir.