Sınıfta yerinde duramayan, sürekli konuşan, söz kesen, eşyalarını sık sık kaybeden bir çocuk…
Ödev başına oturduğunda birkaç dakika içinde dikkati dağılan, bir işi bitirmeden diğerine geçen bir çocuk…
Çoğu zaman bu çocuklar için ilk söylenen şey şudur:
“Çok yaramaz.”
Peki gerçekten öyle mi?
Çocuklarda hiperaktivite, yani dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çoğu zaman davranış problemi olarak değerlendirilir. Oysa bu durum, çocuğun isteyerek yaptığı bir “yaramazlık” değil; nörogelişimsel bir farklılığın dışa yansımasıdır. Bu çocuklar istemedikleri için değil, yapamadıkları için yerinde duramazlar.
Sorun kuralları bilmemeleri değildir.
Sorun, bildikleri kuralları sürdürebilme becerisinde zorlanmalarıdır.
Bu nedenle hiperaktif çocuklar sık sık aynı döngüyü yaşar: Kuralları bilir ama uygulayamaz, dikkatini vermek ister ama sürdüremez, başladığı işi tamamlamakta zorlanır. Her başarısızlık deneyimi ise çocuğun iç dünyasında bir iz bırakır ve zamanla şu inanca dönüşür: “Ben yapamıyorum.”
İşte bu noktada, yanlış etiketlemeler devreye girer.
“Yaramaz”, “şımarık”, “söz dinlemiyor” gibi ifadeler, çocuğun davranışını açıklamaz; yalnızca onu daha da yalnızlaştırır. Çünkü çocuk bir süre sonra sadece davranışlarıyla değil, kimliğiyle yargılandığını hisseder.
Oysa bu çocuklar çoğu zaman düşündüğümüzden daha hassastır. Sık eleştirildikleri için özgüvenleri zedelenebilir, kolay hayal kırıklığı yaşayabilirler. Dışarıdan görülen hareketlilik, çoğu zaman iç dünyadaki yetersizlik hissinin bir yansımasıdır.
Bu nedenle hiperaktiviteyi bir “terbiye sorunu” olarak görmek, hem çocuğa hem de aileye haksızlıktır. Bu durum, doğru yaklaşımla desteklenmesi gereken bir gelişimsel farklılıktır.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle çocuğu değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya çalışmak gerekir. Uzun ve karmaşık uyarılar yerine kısa ve net yönergeler vermek, günlük rutinler oluşturmak, küçük başarıları fark edip pekiştirmek ve sabırlı bir tutum sergilemek bu süreçte oldukça önemlidir.
Aynı zamanda çocuğun sadece zorlandığı alanlara değil, güçlü yönlerine de odaklanmak gerekir. Çünkü her çocuk, doğru koşullar sağlandığında kendi potansiyelini ortaya koyabilir. Gerekli durumlarda bir uzmandan destek almak ise sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.
Unutulmaması gereken önemli bir nokta var:
Her hareketli çocuk hiperaktif değildir, ancak her hiperaktif çocuk yanlış anlaşılmaya çok açıktır.
Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey daha fazla kural değil,
daha fazla uyarı değil,
daha fazla disiplin de değildir…
Daha fazla anlaşılmaktır.
Çünkü anlaşılmayan her çocuk, bir süre sonra kendini anlatmaktan vazgeçer.

