Geçtiğimiz günlerde gelen bir ölüm haberi, sadece bir insanın hayatını değil, hepimizin içinde bulunduğu çarpık sistemin izlerini bir kez daha yüzümüze çarptı. Nihal Candan’ın yaşadıkları, toplumun kadın bedenine yüklediği anlamların ne kadar yıkıcı olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak bu yalnızca ona ait bir hikâye değil. Bu, görünüş uğruna susan, acı çeken, yavaş yavaş yok olan binlerce kadının ortak hikâyesi.
Kadın olmanın en görünür ve en kırılgan yönlerinden biri: güzel olma zorunluluğu.
Kaç yaşında olduğunuz, ne iş yaptığınız, ne kadar donanımlı olduğunuz çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Önce dış görünüşünüzle karşılanıyorsunuz bu dünyada. Yüzünüz, kilonuz, saçınız, cildiniz… Hepsi birer “değer ölçütüne” dönüşmüş durumda. Ve biz kadınlar, çocukluk yaşlarından itibaren öğreniyoruz: Beğenilmek, kabul görmek ve sevilmek için güzel olmak zorundayız.
Bu baskı zamanla daha da derinleşiyor. Güzellik, yalnızca estetik bir tercih olmaktan çıkıp, kadının toplumsal kimliğinin zorunlu bir parçasına dönüşüyor. “Kendini salmak”, “bakımsız görünmek”, “yaşını göstermek” gibi ifadeler, aslında ne kadar sert ve yargılayıcı bir dilin içindeyiz, onu gösteriyor. Oysa erkekler yaş alırken ‘karizmatik’ olurken, kadınlar için yaş alma neredeyse görünmezlik anlamına geliyor.
Bu noktada psikolojik etkiler kaçınılmaz hale geliyor.
Birçok kadın, kendini aynada değerlendirmekten vazgeçemiyor. Her tartıya çıkış, her kıyafet provası, her sosyal medya filtresi küçük bir sınav gibi yaşanıyor. Bu da zamanla özgüveni zedeliyor, beden algısında bozulmalara yol açıyor. Anoreksiya, bulimia gibi yeme bozuklukları da işte bu güzellik baskısının uç noktadaki sonuçları arasında yer alıyor.
Oysa beden, sadece görünmek için değil, yaşamak içindir.
Ne hissettiğini anlamadan, neye ihtiyacı olduğunu sormadan ona yüklenen roller, kadınların yaşam kalitesini çalıyor. Güzelliğin tek tanımı olmaz. Güzellik çeşitlidir, değişkendir, geçicidir ve her kadın kendi bedeninde başka bir güzellik taşır.
Bedenimizi düşman bellemektense, onunla barışmayı öğrenmeliyiz.
Toplum olarak da kadınların yalnızca yüzlerine, kilolarına, saçlarına değil; hikâyelerine, duruşlarına, üretimlerine bakmayı öğrenmeliyiz. Çünkü hiçbir kadın, sırf güzel görünmek uğruna hayattan vazgeçmek zorunda kalmamalı.