Sessizlik Lüks mü Oldu?

ORHUN CANBERK AKARCA

30-11-2025 17:01

Bir zamanlar Gelibolu’da sessizlik dikkat çeken bir şey değildi. Kimse onu talep etmez, yokluğundan şikâyet etmezdi; çünkü zaten hayatın doğal akışının içindeydi. Akşam saatleriyle birlikte sokakların yavaşlaması, seslerin günün yorgunluğu gibi geri çekilmesi olağandı. Gece ilerledikçe konuşmalar kısılır, kapılar kapanır, dışarıdan yalnızca rüzgârın ve denizin sesi duyulurdu. Sessizlik bir tercih değil, ortak bir uzlaşıydı; ilan edilmeden kabul edilmiş bir yaşam biçimiydi.

Bugün ise bu sessizliği arıyor, hatta savunmak zorunda kalıyoruz. Sanki sessizlik, hak edilen ama bedeli ödenmesi gereken bir ayrıcalığa dönüşmüş gibi. “Bu devirde sessizlik mi kaldı?” cümlesi sıkça duyuluyor. Oysa asıl soru şu olmalı: Sessizlik ne zaman lüks sanılmaya başlandı?

Gelibolu’nun son yıllardaki dönüşümü çoğu zaman ekonomik ve sosyal canlılık üzerinden okunuyor. Artan kafe sayısı, uzayan yaz sezonu, hareketlenen sokaklar… Bunların hiçbiri başlı başına olumsuz değil. Aksine, kentin yaşadığını gösteren işaretler. Fakat bu hareketlilikle birlikte fark etmeden bir şey kayboluyor: ölçü. Gürültü meselesi, tam da bu ölçünün kaybolduğu noktada büyüyor.

Küçük yerlerde ses, büyük şehirdekinden farklıdır. İstanbul’da yüksek bir müzik kalabalıkta eriyip giderken, Gelibolu’da bir evin içine girer. Bir çocuk odasına, bir yaşlının uykusuna, bir çalışanın ertesi günkü yorgunluğuna karışır. Yarımada coğrafyasında mesafeler kısa, hayatlar birbirine yakındır. Bu yüzden gürültü burada yalnızca işitsel değil, doğrudan yaşamsal bir meseledir.

Son yıllarda kamusal alan ile özel alan arasındaki çizgi giderek silikleşiyor. Kaldırıma taşan masalar yalnızca fiziksel bir alan genişlemesi değildir; başkasının yaşam sınırına yaklaşmaktır. Açık müzik, sadece müşteriye sunulan bir hizmet değil; diğer insanların hayatına dahil olan bir müdahaledir. Gürültü, bu noktada bir tercihten çıkıp başkasının gündelik düzenine dokunan bir unsur hâline gelir.

Sessizlik talep edenler ise çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu talep “yaşama karşı olmak”, “eğlenceye düşmanlık” ya da “değişime direnç” gibi nitelendirilebiliyor. Oysa bu bakış son derece yüzeyseldir. Sessizlik isteyenler kentin susmasını değil, birlikte yaşanabilir olmasını ister. Kimsenin kahkâhası başkasının huzurunu bozmamalı.

Gürültüye dair en büyük yanılgılardan biri de alışkanlık meselesidir. Sürekli yüksek sesin içinde yaşayan insanlar zamanla bunu normal kabul etmeye başlar. Ancak normalleşen her şey doğru değildir. İnsan dayanmayı öğrenir; bu, razı olduğu anlamına gelmez. Dayanmakla yaşamak arasındaki fark ise hayat kalitesinde ortaya çıkar.

Bu mesele yalnızca hukuki düzenlemelerle çözülecek bir sorun da değildir. Yönetmelikler, saat sınırlamaları, denetimler elbette gereklidir. Ancak asıl belirleyici olan şey karşılıklı saygıdır. Gürültünün sınırını çoğu zaman cihazlar değil, empati çizer. “Bu ses bana yapılsaydı ne hissederdim?” sorusu sorulmadığı sürece en iyi kurallar bile kâğıt üzerinde kalır.

Sessizliğin önemi yalnızca huzurla ilgili değildir. Gürültü, insan sağlığını da doğrudan etkiler. Sürekli sese maruz kalan bireylerde yorgunluk artar, stres yükselir, tahammül azalır. Bu bireysel etkiler zamanla toplumsal bir gerilime dönüşür. İnsanlar daha çabuk sinirlenir, daha az dinler, daha çok ayrışır. Gürültü yalnızca kulakları değil, ilişkileri de yorar.

Gelibolu’nun ruhu ne tamamen sessizliktedir ne de kesintisiz bir kalabalıkta. Bu kentin karakteri dengede saklıdır. Ne hayatın tamamen durması gerekir ne de sınırların yok sayılması. Eğer bu denge korunamazsa geriye sadece kalabalık ama huzursuz bir yerleşim kalır.

Sessizlik lüks değildir. O, herkesin eşit biçimde sahip olması gereken bir yaşam hakkıdır. Bugün korunmazsa yarın aranan ama bulunamayan bir değere dönüşür. Gürültü geçicidir; ama kaybolan huzur kolay geri gelmez.

DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Yangın İzleri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00