Gelibolu’nun Yangın İzleri

ORHUN CANBERK AKARCA

16-09-2025 03:28

Gelibolu Yarımadası, yalnızca bir coğrafya değildir; tarih, doğa ve insanın birleştiği eşsiz bir mekândır. Her ağacı, her zeytin dalı, her rüzgârı ve her kıyısı, yüz yıllardır bu topraklarda yaşayanların belleğinde derin izler taşır. Ancak geçtiğimiz günlerde yaşanan büyük orman yangını, yarımadanın hafızasına kara bir sayfa daha ekledi. Binlerce dönümlük alan kül oldu, köyler tahliye edildi, hayvanlar telef oldu, insanlar çaresizlikle göğe yükselen dumanı seyretti. Bir Gelibolulu olarak bu manzarayı görmek, içimde hem büyük bir hüzün hem de güçlü bir sorgulama yarattı. Yangın yalnızca doğayı değil, aslında belleğimizi, tarihimize duyduğumuz saygıyı da yakıp geçti.

Orman yangınları artık yalnızca yaz aylarının olağan bir riski değil; iklim değişikliğinin, bilinçsiz insan müdahalesinin ve ihmallerin çarpıcı sonucu. Gelibolu’nun meşelikleri, çam ormanları ve makilikleri, bu yangınlarla yok oluyor. Yangının ardından geriye kalan yalnızca kül değil; ekosistemin dengesi bozuluyor, kuşların göç yolları sekteye uğruyor, toprağın verimliliği azalıyor. Toprağın üzerindeki kül tabakası, yağmur sularıyla birlikte derelere ve denize taşınıyor, sucul yaşamı da olumsuz etkiliyor. Bölgede yaşayan köylüler, arıcılıkla uğraşanlar, zeytin üreticileri, hepsi bu yangından nasibini alıyor. Kısacası yangın yalnızca ağaçları değil, insanın günlük yaşamını da derinden etkiliyor.

Gelibolu, dünya tarihinin en dramatik sayfalarının yazıldığı bir toprak. 1915’te Conkbayırı’nda, Anafartalar’da can veren binlerce asker, bu yarımadanın topraklarıyla bütünleşti. Bugün ziyaret ettiğimiz şehitlikler, yalnızca birer taş değil; etraflarındaki ormanla, çiçeklerle, kuş sesleriyle anlamlı. Yangınlar bu bütünlüğü bozuyor. Çıplak tepeler, siyaha kesmiş ağaç gövdeleri, yalnızca doğayı değil, tarihî belleği de gölgeliyor. Bir ziyaretçi şehitliklere giderken yanmış alanlardan geçtiğinde, yalnızca kahramanlık hikâyelerini değil, aynı zamanda bizim bugünkü ihmallerimizi de görüyor. Gelibolu’nun onurlu geçmişi, bugünkü duyarsızlığımızla gölgelenmemeli.

Yangının ardından en çok sorulan soru bu: “Bu topraklar yeniden yeşerecek mi?” Elbette doğanın kendini onarma gücü var. Küllerin arasından filizlenen otlar, doğanın pes etmediğinin işaretidir. Ancak doğa tek başına bu yükü kaldıramaz. Biz insanların da desteği şarttır. Ağaçlandırma kampanyaları, bilinçli fidan dikimleri, doğru türlerin seçilmesi, yangınlara dayanıklı bitki örtüsünün korunması artık lüks değil, zorunluluk. Üstelik yalnızca dikmek de yetmez; bakımını yapmak, sulamak, yangına karşı korumak da gerekir. Yarımadada yaşayan bizler, her bir ağaca sahip çıkmak zorundayız. Çünkü biliyoruz ki bir ağaç, yalnızca gölge değil; aynı zamanda bir hatıra, bir gelecek ve bir umut demektir.

Böylesi felaketlerde sorumluluğu yalnızca devlete yüklemek kolaycılık olur. Elbette orman yollarını açmak, yangın söndürme uçaklarını hazır tutmak, profesyonel ekipleri güçlendirmek devletin görevi. Ancak belediyelerin, köy muhtarlıklarının, sivil toplumun ve en önemlisi bireylerin de sorumluluğu var. Sigara izmaritini yol kenarına atan, piknikte ateşi söndürmeden bırakan, kuru otları temizlemeyen herkes bu zincirin bir parçası. Yangın, ihmalin toplumsal sonucudur. Gelibolu’da yaşanan acı tablo, bizlere hepimizi içine alan bir ders vermeli. Bu noktada eğitim çalışmaları, okuldan başlayarak çocuklara orman sevgisini aşılamak da en az yangın söndürme uçakları kadar önemlidir.

Bir gün çocuklarımız, torunlarımız bu topraklarda yürüdüğünde, onlara nasıl bir Gelibolu bırakmak istiyoruz? Yalnızca taş anıtlarla dolu, kurumuş, susuz ve yeşilsiz bir yarımada mı? Yoksa tarihle doğanın bir arada yaşadığı, rüzgârın denizle dans ettiği yemyeşil bir Gelibolu mu? Seçim bizim elimizde. Bugün alacağımız önlemler, yarın bırakacağımız mirası belirleyecek. Doğayı korumak, aslında çocuklarımızın geleceğini korumaktır.

Gelibolu Yarımadası, yalnızca bir coğrafya değil; hem doğanın hem tarihin ortak mirası. Yangınların ardından içimiz acıyor ama aynı zamanda bir çağrı duyuyoruz: Daha dikkatli, daha bilinçli, daha sorumlu olmalıyız. Çünkü Gelibolu’nun geleceği, bizim bugünkü tutumumuzda gizli. Her bir fidan, geleceğe bırakılan bir selamdır. Gelibolu’nun ağaçları yeniden yükseldiğinde, biz de tarihe ve doğaya verdiğimiz sözü tutmuş olacağız.

DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Sessizlik Lüks mü Oldu? 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00