Yılın son gününe geldiğimizde, takvim yapraklarından çok içimizde bir şeyler dökülür yere. Büyük şehirlerde bu dökülüş çoğu zaman fark edilmez; gürültü, hız ve kalabalık insanın kendi sesini bastırır. Ama küçük kentlerde, özellikle Gelibolu gibi yerlerde, zaman saklanmayı pek beceremez. Çünkü burada zaman, insanın tam karşısına geçip gözlerinin içine bakar. Kaçmak zordur; hızlanmak mümkün değildir. Zaman, olması gerektiği kadar ağır ve olması gerektiği kadar nettir.
Küçük kentlerde yıl bitişleri sessizdir ama derindir. Havai fişeklerden çok, sahildeki rüzgârın sesi duyulur. Yeni yıl afişlerinden çok, eski anılar dolaşır sokaklarda. Aynı kahvede oturan insanlar, aynı yüzlerle bir yılı daha uğurladıklarını bilirler. Kaçıncı yıl olduğu önemli değildir; önemli olan, geçen zamanın insandan ne götürdüğü ve ne bıraktığıdır. Çünkü küçük kentlerde hatırlamak kolaydır; her köşe başı bir anıya açılır.
Büyük şehirlerde zaman genellikle hızlıdır ama dürüst değildir. Aylar birbirine karışır, günler tüketilir. Yıl bittiğinde insan “Bu sene ne yaptım?” sorusunu sormaya fırsat bile bulamaz. Küçük kentlerde ise zaman yavaştır ve bu yavaşlık bir avantaja dönüşür. İnsan, yıl boyunca kendini izlemek zorunda kalır. Kaç kere aynı sokaktan geçtiğini, kaç kez aynı denize baktığını, kaç defa “seneye” dediğini hatırlar. Bu tekrarlar insanı yorar ama aynı zamanda öğretir.
Gelibolu’da yıl sonu, sessiz bir muhasebe anıdır. Sahil boyunca yürürken insan, sadece adımlarını değil, geride bıraktığı ayları da sayar. Kimler gitti, kimler kaldı, kimler değişti? Küçük kentlerde değişim daha görünürdür; çünkü saklanacak yer azdır. İnsanlar birbirinin hayatına tanıktır. Yeni bir iş, kapanan bir dükkân, boşalan bir ev… Bunların hepsi takvimden daha gerçek göstergelerdir. Zaman burada duvarlara, vitrinlere ve bakışlara siner.
Yılbaşı gecesi büyük şehirlerde çoğu zaman bir kaçışa dönüşür. Gürültüyle, kalabalıkla, ışıkla zamanın üzeri örtülür. İnsanlar yeni yılı karşılamaktan çok, eski yıldan kaçmaya çalışır. Küçük kentlerde ise zaman örtülmez; olduğu gibi ortadadır. Bu yüzden yeni yıl dilekleri de daha gerçekçidir. Kimse mucize beklemez. Dilekler sadeleşir: sağlık, huzur, biraz daha az yorgunluk, biraz daha çok sabır.
Küçük kentlerde zamanın dürüst olmasının bir bedeli vardır. İnsan kendisiyle baş başa kalır. Ertelenmiş hayaller, yarım kalmış konuşmalar, söylenememiş cümleler yılın son gününde daha ağır gelir. Büyük şehirlerde bu ağırlık çoğu zaman fark edilmeden geçer gider; küçük kentlerde ise kapıyı çalar. Bu yüzleşme zorlayıcıdır ama gereklidir. Çünkü insan ancak durduğunda gerçekten düşünmeye başlar.
Gelibolu’da yıl bitişi, aynı zamanda bir bekleyiştir. Limanda duran tekneler, sahilde yürüyen insanlar, boş banklar… Hepsi yeni bir yılın gelmesini sessizce izler. Kimse büyük planlar anlatmaz, kimse yüksek sesle umut satmaz. Burada umut, daha çok küçük şeylere tutunur: sabah kahvesine, denizin kokusuna, tanıdık bir selama.
Küçük kentlerde zaman, insana sabırlı olmayı öğretir. Her şey hemen olmaz; bazı şeyler hiç olmaz. Ama olanlar kalıcıdır. Yıl boyunca yaşanan küçük sevinçler, büyük şehirlerdeki büyük anlardan daha uzun süre akılda kalır. Çünkü burada hayat hızla akmaz; iz bırakır.
Bir yıl daha biterken Gelibolu’da saatler aynı hızda ilerler, ama duygular daha ağırdır. Deniz aynı denizdir, sokaklar aynı sokaklardır. Değişen takvimdir ama değişmesi gereken insandır. Küçük kentler bunu hatırlatır. Büyük cümleler kurmaz, yüksek sesle konuşmaz; sadece bekler ve insanın kendine dürüst olmasını ister.
Yeni bir yıla girerken belki de sorulması gereken soru şudur: Zaman mı bizi kandırıyor, yoksa biz mi zamandan kaçıyoruz? Küçük kentlerde zaman kaçmaz; yakalar. İnsan istemese de durdurur, yüzleştirir. Belki de bu yüzden küçük kentlerde zaman daha dürüsttür. Çünkü burada zaman, insanı olduğu hâliyle kabul eder ama görmezden gelmez.
Yılın son akşamında Gelibolu’nun sahilinde yürüyen herkes, aslında aynı soruyla eve döner: “Bu yıl beni nereye götürdü?” Cevaplar farklı olabilir ama soru aynıdır. Ve belki de yeni yılın en gerçek başlangıcı, bu soruyu kendine dürüstçe sorabilmektir. Çünkü küçük kentlerde zaman, yeni yıla girerken insandan tek bir şey ister: Kendinle arana mesafe koymaman.