Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri

ORHUN CANBERK AKARCA

08-03-2026 13:49

Bazı sabahlar çarşıdan sahile yürürken bir ses çalar kulağıma; İngilizce, Fransızca ya da bazen Avustralya aksanıyla söylenen birkaç kelime. Şehitlik minibüsüne binmek üzere hazırlanan bir grup turisttir çoğu zaman. Gözlerinde aynı şaşkınlık: Hem iç burkan bir merak hem de huzurlu bir kabulleniş. Ve ben o sırada, kahvemi almış, kaldırım taşlarına bakarken düşünürüm: Bizim baktığımızla onların baktığı aynı yer mi?

Ben Canberk, doğma büyüme Gelibolulu. Ailemin üç kuşağı buraya gömülü. Tarihi her sabah burnumuzda hisseden bir memlekette yaşıyoruz ama artık bu kokuya biraz alışmış gibiyiz. Oysa buraya gelenlerin gözleri başka, duyguları başka.

Yabancıların Gözünden Gelibolu: Sessizlikle Yücelen Bir Tarih. Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan, Kanada’dan gelen insanlar vardı. Hepsi büyükbabalarının hikâyeleriyle büyümüş; kimisi dedesinin savaşa katıldığı birliğin peşine düşmüş, kimisi sadece bir isim arıyordu taşların arasında. Onlara göre Gelibolu sadece bir cephe değil; mitolojik, neredeyse kutsal bir mekân.

Karşılaştığım bir adam, Arıburnu’nda yere oturup gözyaşları içinde şöyle dedi:
“Burası bize acıyı öğretti, ama affetmeyi de.”

Yabancılar için Gelibolu, geçmişle yüzleşmenin yeri. Sessizliği kutsal kabul ediyorlar. Her şeyin ‘sessiz ve sade’ kalması gerektiğini düşünüyorlar. Bu yüzden “çok fazla tesis yapılmasın, yollar genişletilmesin, şehitlikler bozulmasın” diyerek dileklerde bulunuyorlar.

Bizim Gözümüzden Gelibolu: Geçmişin Gölgesinde Yaşamak
Peki ya biz? Bizim için burası sadece bir tarih kitabı sayfası değil, aynı zamanda yaşamın ta kendisi. Sadece anıtsal bir alan değil; otobüs beklediğimiz durak, çocukluğumuzda saklambaç oynadığımız ağaçlık, piknik yaptığımız şehitlik yanı.

Doğruyu söylemek gerekirse bazı şeyleri “fazla” içselleştirmişiz. O kadar içindeyiz ki, anlamını unutmuşuz. Conkbayırı’nın sabah sisi, bizde sadece nemli bir hava demek olabilirken, bir Avustralyalı için o sis, dedesinin son nefesini simgeliyor.

Bazen bakıyorum da, yerli halkın bir kısmı bu tarihî zenginliğe karşı duyarsızlaşmış. Gençlerin bir kısmı “turist için yapılmış” hissiyle uzak duruyor şehitliklerden. Oysa bu toprakların bizim de derin bir parçamız olduğunu hatırlamak gerek.

Karşılaşmalar: İki Göz, Aynı Manzara
Yabancı turistler şehitliklerde diz çökerken, Gelibolulu biri hızla minibüsüne yetişmeye çalışıyor. Zamanın ritmi bile başka bizimle onların arasında. Ama bazı anlar var ki, iki tarafın gözleri aynı noktada buluşuyor.

Bir keresinde Kabatepe Müzesi önünde, yaşlı bir Gelibolulu amcayla Avustralyalı bir kadın yan yana durmuş, aynı tabloya bakıyorlardı: Üzerinde "Çanakkale Geçilmez" yazılı bir fotoğraf. Kadın ağlıyordu, adam da sessizce cebinden tespihini çıkarıp parmaklarında çevirmeye başlamıştı. Diller başka olsa da, gözler aynı şeyi söylüyordu: “Acı evrenseldir.”

Eleştirel Bir Göz: Koruma mı, Gösteri mi?
Yabancılar Gelibolu'yu kutsal bir yer olarak görürken, bizim içimizde bu kutsallığı ticarileştirme telaşı da büyüyor. Kimi zaman fazla yapay, fazla “gösterişli” düzenlemeler yapılıyor. Oysa Gelibolu’nun gücü, sadeliğinden gelir. Taşlara dokunmadan, toprağın altına girmeden anlatmalı bazı şeyleri.

2018 yılında yapılan bir ziyaretçi memnuniyet anketinde, yabancı turistlerin büyük bir kısmı “fazla düzenleme”den şikâyetçi olmuş. Yerli halk ise “altyapı ve ulaşım yetersiz” diyor. Her iki taraf da haklı ama ortak bir denge tutturulamazsa, bu tarihî yarımada sadece iki farklı göz değil, iki ayrı dünya olacak.

Gelibolu’yu her gün gören biriyle, bir ömür hayalini kurup gelen birinin bakışı farklı olacak elbette. Ama o fark, düşmanlık değil; zenginliktir. Çünkü bazen en güzel manzara, farklı gözlerden bir araya gelir.

Benim dileğim şu: Gelibolu hem bizim hem onların. Ama önce biz, onun kıymetini gerçekten bilelim. Çünkü biz bilirsek, onlar zaten hissedecek.

 

DİĞER YAZILARI Gelibolu'da Yaz Başlarken: Kalabalığın İlk İşaretleri 01-01-1970 03:00 Küçük Şehirde Değil, Küçük Düşüncede Sıkışmak 01-01-1970 03:00 Deniz Kenarında Yaşayıp Nefes Alamamak 01-01-1970 03:00 Boş Zaman mı Çok, Yoksa Hayat mı Anlamsızlaştı? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Başkenti: Değişen Gelibolu Sosyolojisi 01-01-1970 03:00 Burası Cennet Ama Neden Mutlu Değiliz? 01-01-1970 03:00 Bir Yarımada Psikolojisi 01-01-1970 03:00 Denize Bakan Ama Denizle Konuşmayan Şehirler 01-01-1970 03:00 Küçük Kentlerde Zaman Daha mı Dürüst? 01-01-1970 03:00 Rüzgârın Bildiği Şeyleri İnsan Unutuyor 01-01-1970 03:00 Sessizlik Lüks mü Oldu? 01-01-1970 03:00 Tarihten Günümüze Su Yönetimi: Gelibolu’da Kaynakların Sürdürülebilirliği 01-01-1970 03:00 Turizm mi, Yaşam mı? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Unutulan Kahramanlar 01-01-1970 03:00 Geliboluda Bir Mum Işığı 01-01-1970 03:00 Kış Gelmeden: Gelibolu’da Mevsim Dönümünün Hissi – Bir Fincan Sohbetle Isınan Şehir 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizin Çekildiği Anlar: İklim Krizi ve Boğaz Ekolojisi 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sofrası: Yarımadanın Yöresel Lezzetleri ve Anıları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Yangın İzleri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Sonbahar 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Edebiyattaki ve Sanattaki Yansımaları 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gençlerin Gelecek Hayalleri 01-01-1970 03:00 İklim Değişikliğinin Kıyısında: Gelibolu’nun Doğası ve Geleceği 01-01-1970 03:00 Anafartalar Zaferi’nin 110. Yılı: Conkbayırı’nda Yeni Bir Hatıra 01-01-1970 03:00 Anıtlar Sessizdir Ama Konuşur: Şehitlikler Ne Anlatır? 01-01-1970 03:00 Yarımadada Yaşamak: Sessizlikle Dost, Tarihle Komşu Olmak 01-01-1970 03:00 Yarımadada Tatil: Turistin Gözünden Gelibolu 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Yaz Olmak: Sessizliğin ve Tarihin Buluştuğu Mevsim 01-01-1970 03:00 Arif Uğur Kitiş ile Edebiyatın Gizemli Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Gelibolu ile Eceabat arasındaki yemyeşil doğanın tam kalbinde, yeni bir soluk: Boğaz Camping. 01-01-1970 03:00 Çanakkale’den Yükselen Küller: Kaybedilen Alanlar ve Yeniden Doğan Ormanlar 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE SAĞLIK KURULUŞLARI VE BİR GELİBOLULU'NUN TANIKLIĞI 01-01-1970 03:00 Yarımadada İki Göz: Yerli ve Yabancı Ziyaretçilerden Gelibolu İzlenimleri 01-01-1970 03:00 Deniz Ufkunda Bu Top Sesleri Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Gönül Yolculuğu: “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün seni.” 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Sessiz Tanıkları: Mezar Taşları ve Kitabeler 01-01-1970 03:00 Bir Gelibolulu’nun Kaleminden Gelibolu’nun Şehirsel Kimliği 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Hazineleri: Kardia, Agora ve Paktye 01-01-1970 03:00 Gelibolu’da Denizle Büyüyen Bir Hayat: Sardalyanın, Çirozun, Lakerda'nın Şehri 01-01-1970 03:00 Gelibolu’nun Unutulmuş Bir Yüzü: Yahudi Cemaati ve Sessiz Kültürel İzler 01-01-1970 03:00 Beyaz Gölgeler Altında Gelibolu: Tarihin Unutulmuş Misafirleri 01-01-1970 03:00 29 Mayıs 1416 Gelibolu Muharebesi 01-01-1970 03:00 Gelibolu Mevlevihane’si: Tarihin Sessiz Tanığı 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Tehdit: Otto Hersing ve U-21 01-01-1970 03:00 Boğazın Gizli Silahı: Nusret Mayın Gemisi ve Çanakkale Deniz Savaşları 01-01-1970 03:00 Rumeli’deki İlk Osmanlı Şehri: Gelibolu 01-01-1970 03:00