Bir zamanlar seni mutlu eden şeylerin artık sende hiçbir karşılık bulmadığını düşün. En sevdiğin şarkıyı dinliyorsun ama eskisi gibi hissettirmiyor. Uzun zamandır gitmek istediğin bir yere gidiyorsun ama eve döndüğünde geriye anlatmaya değer bir heyecan kalmıyor. Arkadaşlarınla gülüyorsun, sohbet ediyorsun, günlük hayatına devam ediyorsun. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda. Fakat sen, bütün bunların içinde bir şeylerin eksildiğini hissediyorsun. Üstelik neyin eksildiğini tam olarak açıklayamıyorsun.

Psikolojide bu duruma eşlik edebilen kavramlardan biri anhedonidir. Anhedoni, kişinin daha önce keyif aldığı etkinliklerden artık yeterince zevk alamaması ya da haz duygusunda belirgin bir azalma yaşamasıdır. Bir başka deyişle, insanın hayatında güzel şeyler olmaya devam ederken bunların kendisinde eskisi gibi güzel duygular uyandıramamasıdır.

Anhedoniyi zorlaştıran şeylerden biri, her zaman belirgin bir üzüntüyle birlikte ortaya çıkmamasıdır. İnsan ağlamayabilir, sürekli mutsuz görünmeyebilir, hatta günlük sorumluluklarını yerine getirmeye devam edebilir. İşine gider, insanlarla konuşur, alışveriş yapar, güler ve hayatını sürdürür. Ancak bütün bunları yaparken eskiden hissettiği keyfi hissetmekte zorlanabilir.

Tam da bu nedenle bazen kişinin yaşadığı değişim çevresi tarafından fark edilmez. Çünkü mutsuzluk çoğunlukla görünür bir şey olarak düşünülür. Oysa her zorlanma ağlamakla, her tükenmişlik şikâyet etmekle kendini göstermez. Bazen değişim, insanın eskiden heyecanla beklediği şeyleri artık beklememesinde saklıdır.
Peki, insan neden bir zamanlar mutlu olduğu şeylerden keyif alamamaya başlar?

Bunun tek bir açıklaması yoktur. Anhedoni, özellikle depresyonda görülebilen belirtilerden biridir. Uzun süreli stres, bazı ruhsal ve fiziksel sağlık sorunları ve kimi ilaçların etkileri de kişinin haz deneyimini etkileyebilir. Beynin ödül ve motivasyon süreçleri de bu deneyimde rol oynar. Ancak yalnızca keyif alamıyor olmak, tek başına depresyon tanısı koymak için yeterli değildir.

Bazen kişi, uzun süre boyunca hayatın gerektirdiği her şeyi yapmaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi bırakır. Sürekli yetişmesi gereken işler, çözülmesi gereken sorunlar, ertelenen istekler ve bitmeyen sorumluluklar arasında kendisine ayırdığı alan giderek küçülür. Bir süre sonra yalnızca dinlenmeye değil, yaşadığı şeylerden keyif almaya da yabancılaşmış hissedebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her keyifsizliği tükenmişlik olarak yorumlamamaktır. Bazen geçici bir isteksizlik yaşarız. Bazen sevdiğimiz şeyler bile sıkıcı gelir. Bu, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Ancak keyif alamama hâli kalıcılaşıyor, daha önce önemli olan şeylere karşı ilgisizlik gelişiyor ve günlük yaşamımızı etkiliyorsa bu değişimi görmezden gelmemek gerekir.

Bir de insanın kendisini suçladığı bir taraf vardır. “Her şeyim var, neden mutlu olamıyorum?”, “Aslında şikâyet edecek ne var?”, “Neden eskisi gibi heyecanlanamıyorum?” diye düşünür. Sanki mutluluk hissedememek bir tercihmiş, biraz daha çabalasa düzelecekmiş gibi davranır kendisine.

Oysa insanın bir şeyden keyif alamaması, sahip olduklarının kıymetini bilmediği anlamına gelmez. Sevdiği insanları sevmediği, hayatındaki güzellikleri görmediği ya da yeterince çaba göstermediği anlamına da gelmez. Bazen yaşanan şey, kişinin iradesiyle tek başına değiştiremeyeceği bir ruhsal belirtidir. Böyle bir durumda kendisini zorlamak ve suçlamak yerine ne yaşadığını anlamaya çalışması daha önemlidir.

Belki de kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Son zamanlarda neden üzgünüm?” değildir. “En son ne zaman gerçekten heyecanlandım?”, “Eskiden bana iyi gelen şeyleri hâlâ istiyor muyum?”, “Hayatımdaki güzel şeylerden keyif alabiliyor muyum, yoksa yalnızca yapılması gerekenleri mi yapıyorum?” soruları da en az bunun kadar önemlidir.

Eğer keyif alamama durumu haftalar boyunca devam ediyor, günlük yaşamı etkiliyor veya umutsuzluk, enerji kaybı ve sosyal geri çekilme gibi belirtilerle birlikte görülüyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak yerinde olacaktır. Çünkü anhedoni, kişinin kendi kendine aşması gereken bir irade eksikliği değildir.

Belki de bu yazıdan geriye kalmasını istediğim en önemli şey şu: Mutlu görünmekle mutluluğu hissetmek aynı şey değildir. Hayatına devam ediyor olmak da her şeyin yolunda olduğunun kanıtı değildir.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey, kendisini yeniden mutlu olmaya zorlamak değil, neden artık mutlu hissedemediğini anlamaktır. Çünkü hayat yalnızca kötü şeylere üzülmekten ibaret değildir. Güzel şeylerden keyif alabilmek, heyecan duyabilmek, bir anın içinde bulunabilmek de yaşamın önemli bir parçasıdır.

Ve bazen insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur: Hayatımda güzel şeyler olmuyor mu, yoksa güzel şeyleri hissedebilmekte mi zorlanıyorum?